9 Şubat 2011 Çarşamba

İHANET

Kamera; Güven -Tekirdağ Namık Kemal Heykeli

Vatan, hürriyet diye diye en güzel anlarını bile
esarete,zorluklara,acılara teslim etmiş
insanların hatırına...
Bir ülke, tekrar küllerinden doğdu;
doğuma giden yolda bir sürü insanın düşünsel
ve eyleme dayalı emekleri hatırına...

İHANET



 Bu sözcüğü oldum olası sevmedim. Anlamını tam anlamlandıramadığım çocukluk yıllarından beri sevmedim. Çünkü insanı mutsuz eden ve bu kelimenin ardına sığınan sahtekârları da mutlu eden çok özel ve yandaş bir kelime…

 Ülkemde her gün yaşanan onlarca ölüm var. Onları irdelemeye kalksak, yüce yaratıcının bize yüklediği merhamet çatlar; bu çatlama ile bedenimiz paramparça olurdu. Benim ülkemde yaşlanmanın olgun keyfini yaşamadan ölenlerin anısına Defne Joy’un ölümünü yazacağım. İçimden geldiğim gibi koşul, kural gözetmeden… Aklın ezberletilmiş ahlaksallığına da sığınmadan sadece beden ve ruhumun algıladığı ve vicdanım ile çapraz, düz, eğik tersliklere düşmeden…

 3 Şubat günü her ölümün erken olduğu gibi 32 yaşında hayat dolu, özgüven dolu, neşe ile donatılmış bir kadının da dünya aydınlığını görememe zamanıdır. Defne’nin öldüğü, karanlığa, meçhule, imkânsızlığa, ihanete gömüldüğü zamanın gecesi…

İhanet kelimesinin üç anlamı vardır. Birincisi; “ hainlik” ikincisi; “ Evlilikte, sevgide atlatma, sadakatsizlik.”

 Medyamızın en bilgili bilgiç adamı Hıncal Uluç Defne Joy’un ölümünü anlatmak için ikinci anlama sığınmış. Entelektüel yazarımız, her şeyi bilen ve ahlakın en ince ayrıntısını en şaşmaz terazide tartan adam; “ bu bir ihanet, eşi aldatma, su testisi su yerinde kırıldı.” Diyerek akrabası olan Kerem Altan’ı büyülü bir labirentin içine alıp aklınca kafa karıştırıp koruma altına alıp büyük ödülü kazanacakmış gibi!

 Bu bilgili bilgiç entelektüel ve soylu adama sormak isterdim; “ ihanet sözcüğünün üçüncü anlamı da var; onu da söyler misin?” Sanırım, laf ebesi olmuş, küstahlıkta da harika bir koşu içinde olan Hıncal; üçüncü anlamı; bugünlerde söyleyemez. Onun yerine ben söyleyeyim; ihanet sözcüğünün üçüncü anlamı da;

” Gerektiğinde yardımda bulunmama, bir kimsenin güvenini yok etme.”

 Şimdi sormak isterim Hıncal’a, Hıncal gibi ihaneti sadece kadınlara yükleyen soylu efendilere; “ size güvenip, sizin evinize sığınmış bir kadını yaşatacak sağlık ekipleri beş dakikada geleceği ve o kadını kurtaracağı halde, saatlerce niye bekletildi?” Bu sorumun cevabını verecek gerçekten ama hiçbir vicdan sahtekârlığına bulaşmadan verecek bir soylu insan var mıdır?

Hıncal gibi ahlak düşkünleri ihaneti, sadece kadına yamarken, kendi kırdıkları cevizlerin haddi hesabı yokken; bu olayı bu kadar gaddarlık, bu kadar aymazlık ile geçiştirmeleri ne kadar insani?

 Elbette Defne’nin evli olması, bir çocuk ve işinin olması çok özel ve kırılgan bir durum! Onun eşinin acısı çok büyük. Ama o daha büyük ve daha anlamlı bir iş yaptı; Defne’yi son ana kadar yalnız bırakıp, ölüsünü bile taşlayacak insanlara taş atma imkânı yaratmadı.

 Defne’nin ölümünde İHANET sorgulanacaksa onu evine davet edip de ölümüne göz göre göre seyirci kalan Kerem Altan sorgulanmalı. Türkiye’yi düze çıkarmaya çalışan ve her nasılsa her haberden haberdar olup, ordumuzu, generalleri, usulsüzlükleri hizaya sokan bir gazetenin yazı işleri müdürü olarak; bundan sonra kadınların yüzüne nasıl bakacak acaba? Kerem denen soylu kişinin biraz vicdanı varsa; gördüğü her kadında Defne Joy’u görecektir. Ortopedik yatağına yatıp gecenin sessizliğine sığınmak istediğinde de Defne Joy’un çığlıklarını “Beni Kurtar, Bana İhanet Etme” değişini duyacaktır…

 Defne’nin öldüğü sabah, Defneyi en soylu, en acımasız ve en kansız bir şekilde ölüme gönderdiği sabah, Keremin gazetesinde bu acıklı olayla ilgili bir tek yazarın çalışması vardı. Oda Keremin babası Ahmet Altan’a ait bir yazı! Belki de felsefenin, yüce yaratıcının ilahi şefkatine sığınıp cambazca yazılmış bir yazı!

 Ahmet Altan 3 Şubat sabahı çıkan yazısında Korkunç Bir Sabah diye başlık atmış. Ve o kadar hakkı, adaleti, dürüstlüğü sorgularken, oğlunun efendice korkaklığını, evine sığınan bir kadına ihanetini sorgulayamamıştır. Koskoca generalleri, işadamlarını sorgulayan gazetenin korkusuz yazarı; “ ölümün yanında durup da, sonsuzluğa değerek baktığımızda, bütün kâinat, bütün insanlar, bütün hayat, hatta bizzat ölümün kendisi bile öylesine küçük toz zerreciklerine dönüyor ki, bir ‘kudret’ bize ne kadar önemsiz olduğumuzu hatırlatma ihtiyacını duyuyor diye merak ediyorsunuz.”

 Oğlunun ihanetini, korkaklığını sorgulamak yerine ölümü sorgulayan Ahmet Altan, ölüm karşısında önemsizliği anlar gibi olup, bir genç kızın vahşice ölüme gitmesini böyle bir felsefe ile açmak isteyip iyice açmaza düşmüş.

 Bilginin efendisi, hatta padişahı dede Çetin Altan ise o gün kendi değimi ile “ıskalamış” yani yazı yazmış ama Defne’nin ölümü ile ilgili değil. Belki de oğlu gibi laf cambazlığına girip saltolar atarken düşmekten korktu; kim bilir? Belki gerek duymadı; belki Hıncal gibi su testisinin suyolunda kırıldığına inanıp, nasıl olsa testilerden binlerce var; daha kim bilir kaç tanesi kırılacaktır diye düşünmüştür…

 Defne Joy’un ölümüne büyük bir korkaklık ile seyirci kalan Müdür Kerem Altan’ın dedesi Çetin Altan; torunu 3 Şubatın bol acılı, bol ihanetli gününde boynu bükük durumdayken; o günün yazısında şöyle diyor; “ bendeniz ise sımsıcak kahvemi içerken ne düşünüyorum biliyor musunuz; Türkiye’de ki ilk siyasal nutku kim söyledi?”

 Taraf gazetesinin yazı işleri müdürü; Kerem Altan; Cumhuriyeti yozlaştıranların çoğaldığı bir zamanda değil de, Cumhuriyet, Atatürk laikliğinin değerleri çoğaldığı dönemde yaşasaydı; evine getirdiği kadın evli veya bekâr olduğuna bakmadan derhal 112’yi arar; hayat dolu, sevgi dolu bir kadını kurtarmanın en erdemli anını yaşardı.

112’yi arayıp söyleyeceği şey sadece; “ARKADAŞIM HASTALANDI ACİLEN GELİN”

Umuyorum ki bu söylenmemiş sözcük; bu müdürün, bu soylu mirasçının bir ömür peşinde olacaktır…

 Güven

6 yorum:

Selma Er dedi ki...

Bu ani ve düşündürücü ölüm beni de çok sarstı.Önce 112'nin aranmaması ve bir sürü gizem..Bu işin altından çok kötü bir cinayet çıkacak gibi.Ama giden gitti bir kere.Ne olursa olsun geri dönmeyecek.Mekanı cennet olsun.Onun ailesi ile olan ilişkisini sorgulamak bizlere düşmez zaten.

Guven dedi ki...

İsterim ki üzerimize çöken ve bizi sürekli uyuşuk, bilgisiz bırakan toz zerreciklerini silkeleyecek bir başlangıç olsun güzel Defne'nin ölümü... Karanlığın, uyuşukluğun, yok oluşuna giden bir milat...

Onun sesi, bakışları, felsefesi bizden çok öteydi ve bize ait kargaşanın azgın kalleş savaşçıları sayesinde çağlar boyu öldürdüğümüz gibi öldürdük kadınımızı; kadınlarımızı...

nihansu dedi ki...

Bu yazınızı yeni okudum. Geç de olsa benim bu olayla ilgili duygularıma tercüman olduğunuzu söylemek isterim.

Guven dedi ki...

Duygularınızı saygı ile sevgi ile selamlıyorum. Bu yazı, büyük bir hüzün büyük bir iç çekişle yazılmıştır...

momentos dedi ki...

Yazdıklarının altına sessizce ben de imzamı bırakıyorum sevgili Güven...
Saygıyla,

Guven dedi ki...

Merhaba Sezer. Tekrar o ana geri döndüm. Unutmadığımı sandığım ama derinlere gömdüğüm o acılı duygularım tekrar Defne için selama durdu; gün ağarırken...