15 Ocak 2011 Cumartesi

KIRK BİR KERE MAŞALLAH

İBRAHİM'İN YERİ -TEKİRDAĞ
Marmara devasa maviliği, griliği ile aşağıdan
el salladı bize. Biz, gizemli Marmaranın yukarısındaydık;
özenti duydugumuz kuşlar, gezintiye çıkan ruhumuz
gibi...
Bu lokantada köfte ve ayran tavsiye olunur:))

Sanayi ve Ticaret Odası Lokali-Tekirdağ
Manzara ise manzara! Yemek ise yemek! Tat da vardı,
balığı tükenmek üzere olan Marmaranın uçsuz-bucaksız
gibi görünen maviliği de...


İfo'nun Yeri-Tekirdağ
Burada mantı yenir..)) Özellikle bol yoğurtlu ve de;
sarmısaklı...


Kervan Lokantası-Tekirdağ
Hem gece, hem gündüz için özel bir mekan.
Aileler,sevgililer için de çok özel yerleri
var. Fiyatlar bütçeye uygundur. Güveç kavurma
tercih edilen yemeği olsa da her zaman balık
bulmak mümkün.


Kurnalı Lokantası-Tekirdağ
Gençliğimizin beş köfte ve bol soğanla doymak
zorunda olduğumuz zamanların lokantası.
Burada genişlik,rahatlık ve estetik aramak
yerine çocukluğumun tadını hep buldum.
Tercih edilen karışık ızgara. Kırk yılı aşan
emeğin büyüsünden mi, yoksa ana tadı,nine
tadı bulduğumdan mı bu yer; hep aranır
bedenimin tatlara olan unutulmaz aşkında :))


Destereciler Lokantası-Tekirdağ
Yemekleri hayal kırıklığı oluştursa da sabahları
tavuk suyu,kelle çorbalarından vazgeçemediğim
çarşı içi bir yer. İllah ki çorabası... :))

KIRK BİR KERE MAŞALLAH



 İyi giden bir işin daha da iyi gitmesi ve o işe bir zarar gelmemesi için ninelerimizden, annelerimizden duyduğumuz bir sesleniştir; “kırk bir kere maşallah” Bu sözün kendine has, koruyuculuğu, güzelliği ve inancı vardır.

 İki yıl önce arkadaşlarım Ersin Yılmaz ve Altan Yıldız ile Tekirdağ Yemek Mekânları yolculuğuna çıkarken bu şehirde daha önce denenmemiş ve ilk kez atacağımız adımların, geride bir sürü öğreti, fotoğraf bırakacağını biliyorduk. Her adımın bize ait olacağı, her tadın bizle birlikte kültürleşeceğini de biliyorduk…

 Yemek yolculuğumuzdan önce de şehrimizin yemek mekânlarına giderdik elbet. Ama alışılmış döngünün dışına çıkmak yerine alıştığımız mekânların etrafında dönerdik. Belli aralıklarla şehrimizdeki mekânları dolaşmak ve onların sunacağı lezzetleri tatmak fikri; sonsuza uzanan ve hiç durmadan genişleyen evrenin büyülü gizemine sahip olmasa da küçük bir yerde yaşayan insanların bulabileceği en güzel heyecanlardan, farklılıklardan birisi oldu.

 Yelkenlinin limanlara süzüldüğü gibi süzüldük yemek kokuları dışa taşan lokantalara. Bazen yağmurlar yağdı, rüzgârlar esti kokuların onlarcasının birbirine karıştığı yerlerde. Usta denizciler gibi eser rüzgârları kolladık. Ve her rüzgâr esişinde yelkenleri uygun yönlere açıp ülkelerin limanlarına uğrayan denizciler gibi şehrimizin lokantalarına gittik. Her lokanta, farklı renk, farklı tat ve hizmet demekti! …

 Arkamıza dönüp baktığımızda kırk bir buluşma ve on dört lokanta bize el sallıyordu. Kırk bir kere maşallah’ı çoktan hak etmiştik. Hiçbir ticari değeri olmayan yemek yolculuğumuz; bize; tatlar, değişimler, farklı kültürler getirirken, bizden sonrakilere de farklı kolaylıklar getirecektir. Artık, okuyanla okumayanın, gezenle gezmeyenin bir sayılmayacağı pınarın başındaydık. Susamışlara kendi amatör heyecanımızın öğretileri eşliğinde yardımcı olabilirdik.

 Misafirliğe gelecek saygıdeğer bir konuğu veya konukları az-çok hangi lokantada ağırlayacağımızın bilgileri bizim bedenlerimizde kültürleşmişti. Hangi mekân gece, hangisi gündüz tercih edilir? Hangisi balığı, hangisi köfteyi daha iyi yapar? Bedenimiz orada olamasa da damak dadımız hangi mekânda kaldı; bunların güzel öğrenmişliği içinde kırk birinci buluşmayı İbrahim’in Yerinde yaptık.

 Değişimin adresi, yeniliğin güzel sunumu Özcanlar Sahil lokantasının köftesinden çok tatlılarını unutmadık. Kervan Lokantasının güveçte kavurması bir yaz akşamı serin biralarımızla neşeye, farklılığa ve değişime yelken açmıştı. Mangal Dönerin tadını yine şehrimizin odunlu mangal dönerinde tatmış, fiyatları biraz yüksek olunca belki de tam manası ile doymadan kalkmıştık…

 Yelkenli ile denizlere açılmak gibi şehrin lokantalarına açılmanın ilginçliğini de yaşadık. Gittiğimiz yeni açılıp hayırlı olsun, dediğimiz lokantanın daha bir yıl doldurmadan kapandığı da görüp yemek kültürü, şehrimizin değişimi adına hüzünler de yaşadık.

 Direkler altının Destereciler Lokantasının çorbalarına doyamazken, sulu yemeklerinde hayal kırıklığı yaşamıştık. Kırk bir kere maşallah’ı hak eden yemek yolculuğumuz kırk yıllık Kurnalı Lokantası ile buluştuğunda kır yıllık heyecanı da yaşadım. Çünkü bu lokanta gençlik yıllarımızın lokantasıydı. Beş köfte ve bol soğan ile doymanın ne demek olduğunu öğrendiğimiz yıllardı; 1980’li yıllar…

 Bugüne kadar on dört mekân gezmiş, bu yerlerde kırk birinci buluşmamızı İstanbul yolunda bulunan İbrahim’in Yerinde tamamladık. Marmara’ya yukarılardan baktık; yukarılardan seslendik; bir kuş, bir ruh gibi…

 Kırk bir buluşma ve tadılan bunca lezzetten bunca hizmetten sonra; sürekliliğin kültürü bize de hediyelerini vermeye başladı. Gördük ki sevdiğimiz ve hayatımızın büyük bir zamanını geçirdiğimiz şehrimizin mekânları, alması gereken yolları alamamıştı. Yeterince güçlü ve donanımlı değillerdi. Turizmin olmayışı şehrimizin mekânlarını içe kapanık yapmış, köfte kültürünün ötesini zorlamalarını sağlamamıştı. Ne hazindir ki batı şehri, deniz şehri; turizmden nasibini alamamış; ne tarım şehri, ne sanayi ne de turizm şehri olmuştu…

 Güzel Tekirdağ kentimizi Evliya Çelebinin güzel anlattığı zamanlarda tanımak isterdim. Hani Evliya Çelebinin dediği gibi; “Tekirdağ şehri güzel bir sayfiye yeridir.” dediği, ahşap ile taşın muhteşem ahenginin dansa dönüştüğü zamanlar…

 Bu şehrin taş kültürünü, ahşap kültürünü yaşatacak gerçek ev sahiplerini çoktan kaçırdık. Şimdi, ne tarıma, den turizme, ne de sanayiye dönük olmayan güzel şehrimin bir kültüre dönüşen mekânlar arası yolculuğu;” eh, fena değil, bundan iyisi Şam’da kayası”, iç çekişleriyle devam edecek.

 Denizli şehrinde yaşayan sanayici bir dosta sormuştum; “ Tekirdağ’a gelseniz ne yapardınız?” Bana gülerek ve çok düşünmeden verdiği ilk cevap; “kesinlikle tekstil değil. Tekirdağ şehri İstanbul’a çok yakın. Ama İstanbul’un zenginliğinden faydalanamıyor. Tekirdağ’a yapacağım en güzel yatırım; muhteşem bir otel ile lokanta olurdu.” demişti.

 Şehrimize birkaç kez gelen Fehmi Bey; Zora Tekstilin ve birçok yatırımın sahibi şehrimizin eksikliğini hemen görmüştü. Peki, bu şehir kendi gelişimini, kendi girişimcisini niye çıkaramıyor? İstanbul gibi çok yakın ve sürekli harcamak ile meşgul bir şehrin nimetlerinden niye faydalanamıyor? Çünkü farklı bir şeyler sunamıyor. Kendindeki farkı; ahşabı, o güzel ahşap evleri ve harika denizini öldürdü de ondan…

 Kırk birinci buluşmanın, kırk bir kere maşallahını hak eden yemek mekânları yolculuğumuz, limandan limana bir yelkenli gibi süzülmeye devam edecek; içimizdeki öğrenme, tatma, görme heyecanı bize yepyeni rüzgârlar üflediği sürece…
Güven

















4 yorum:

Hamiyet dedi ki...

Benden de bir kırk bir kere maşallah...

Bu güzelim lezzet duraklarına dilerim gidebilirim. Öyle güzel anlatmışsınız ki insanın canı çekiyor:) İbrahim'in yerini özellikle merak ettim.

Bu yıl ben Tekirdağ ile tanıştım daha doğrusu samimiyetimiz bu yıl arttı diyelim. Çünkü içimde bastıramadığım öğrenme isteği beni yıllar sonra yeniden okul sıralarına oturttu ve şansıma tercihlerimden Tekirdağ çıktı :) Tekirdağ çok güzel bir yer ama ciddi anlamda bakıma ve ilgiye ihtiyacı var.

Bu güzel anlatım için teşekkür ederim. Hafta sonu İstanbul'lu hafta içi Tekirdağ'lı olan arkadaşın mutlu bir hafta sonu diliyor :)
Sevgi ve muhabbetle Güven

Guven dedi ki...

Merhaba Hamiyet. Merhaba öğretilerden vazgeçmeyen insan. Ne diyelim, madem ki bu diyarlardasın o lezzetlerden tatmanı umarım.

Öğretilerin gerçek ve kalıcı lezzeti adına yolun açık olsun...

Selma Er dedi ki...

Afiyet olsun.Gezdiğiniz,gördüğünüz,yediğiniz,içtiğiniz,sohbet ettiğiniz bu güzel yerleri bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.Dostlarla yenilen yemeklerin tadı da başka oluyor.

Guven dedi ki...

Günaydınlar Selma Hanım. Teşekkürü borç biliyorum. Evet, yemek,çay, kahve esas olan bize güzellikler taşıyan insanlarla birilkte olmak.

Fakat bu birlikteliği, bu yolculuğu sadece birliktelikten öte bir de yemek mekanları ve hizmetleri adına bir kültürün oluşması adına tercih ettik. Öyle ya, bizler görmeden, tatmadan, dokunmadan konuşmayı, güzel zeka gösterileri yapmayı seven soylu bir insanlar topluluğuz:)) Dedik ki bir işin hakkını vermek için görelim, dokunalım, tadalım; iyi de yapmışık :))
Artık, yapıcı amaçlı birçok mekan hakkında görüşümüz var. İyinin,kötünün ötesinde yemeğin, hizmetin,sunumun, lezzetin önemli olduğunun sosyal anlayışı da irdelediğimiz konulardan birisi...