15 Eylül 2010 Çarşamba

TANRILARIN SAVAŞI

Kamera; Yunus  Ganoslar(Işıklar Dağları)

Milyarlık döngünün milyon yaşındaki
denizinin hemen yukarısındaki dost
tepelerde, bu dünyada bugüne kadar
yaşanan savaşları irdelemek,
insanı dönen sarmalın içinde bize
bağıran korkuç çığlıklara çekiyor.
Çıklıklar diyor ki;
" Ey soylu düşün insanı, bu dünyadaki
amacın neydi, ne oldun! Kendi
yaptığın,varettiğin nesnelere
kendin taptın! Halbu ki, en büyük
sanat eseri sensin!" diye bağıran
yanık bir ses...

Kamera; Güven Ganos Tepeleri
Dost Yunus ile bu tepelere adanmış beden ve
ruhlarımız ile dolaşıyoruz.
Bir anlığına akıllı ve kurnaz dünyadan uzaklaşıp
kendi sıyrık dünyamıza gelmek,çok özel bir şey!

Kamera; Güven    Ganos Dağları

TANRILARIN SAVAŞI


Pearl Harbor Saldırısı filmini izlerken, nedense çocukluğumun kitapları; Erich Von Daniken’in, Tanrıların Arabaları ve Tanrıların Ayak İzleri olan kitapları geldi aklıma. Birçok insanın öcü gibi baktığı kitapları neredeyse hayatımın en önemli keşfi gibi okur heyecanlanır, sonra da gerçek hayat ile kitabın verdiğinin sentezini yapar, o kocaman kitaptan damlayacak çok küçük bir su damlası ile mutlu olurdum.

Daniken’in kitaplarındaki anlatımlar, Daniken’in kendi görüşleriydi. Baskın ve zorlayıcı olmayan bilgilerin nezaket dolu oluşu, zengin bir hayal gücü ile bizlere uzayı, uzaylıları hatırlatması mutlu olmam için özel sebeplerdi.

Pearl Harbor Saldırısı ise 20. yüzyılın gerçeğini günümüze taşıyan 69 yıl önce yaşanmış savaşları hatırlatan harika bir film. Görsel efektleri, konusu, duygusal anları; savaşın acımasızlığını, savaşa giren insanların insanlıktan öte taşabileceğinin gerçekleri. Film öyle güzel dengeler üzerine oturmuş ki, savaşın kanları, bağırışları, ağıtları, arka planda kalmasına rağmen, savaşın insan üzerindeki kayıpları, baskısı, öfkesi de iyi anlatılmış.

Pearl Hanbor Saldırısı filmi, duygusal anlamda da ödüle layık bir film. Sevginin ve sevgiden sonraki boşluğun insan üzerinde, kadın ve erkek üzerinde meydana getirdiği değişimleri de anlatıyor.

Yıllar önce okuduğum kitaplar; Tanrıların Arabaları, Tanrıların Ayak İzleri, dünyaya, kendime, bize dayatılan birçok geleneğe, göreneğe, dinlere de bakışımı nazikçe sorgulamama neden olmuştu. Komşu komşunun tavuğunu kaz gördüğü, bir çizi yer için kurnazca hesapların yapıldığı yıllarda ben, uzayın devasa yolculuğunda bir başka gezegenleri, daha zeki Varlıkları düşler, bu zavallı kavgaların dışında kalırdım… Maddiyatın, sürekli daha fazlacılığın insanın boynuna geçirilmiş kocaman bir halka ve sağlam bin zincir olduğunu görebilmiştim…

Evet, dinler hükmedici, günah ve sevaplar ile dolu anlatımların, öğretilerin, yol göstericiliğini yapmışlardır. Hâla da yapmaya çalışıyorlar… Doğruyu göstermek, iyiyi yaymak, ölüm ile yaşam arasındaki sonsuz güzelliği göstermek için var olan dinler… Kanunlar, gelenekler, görenekler, anlaşmalar, kuruluşlar; sözüm ona hep insanlık içindir!

Müslümanlık da, Hıristiyanlık da, Musevilik de, iyinin, doğrunun, güzelliklerin öğretileri ile dolu değil midir? Sevgiye, barışa, insanlığa davet eden dinlerin, uygulayıcıları ve onların etkin bir şekilde var oluşlarını destekleyen asil yöneticiler nerede eksik yaptı da, bu uygar zamanda hâla savaşlar en gösterişli, en canlı, en kanlı bir şekilde devam ediyor... Irak da, Afganistan da, Pakistan da, Afrika’da neyin paylaşımları bitmedi de, insanlık; dinlerin dışında hareket ediyor!

İnanmış görünen ve neredeyse dünyanın tümünü yöneten neredeyse kendini Tanrılaştıran efendiler; anlaşılan odur ki, Allah’ı tam manası ile anlayamamış, içselleştirememişlerdir. Acaba, bu ölümlü canlılar, kendi yarattıkları tanrının ölümsüzlüğüne mi inanırlar; ben bunu bir türlü çözemedim!

Sanırım inandıkları tek din; PARA!

Din ABD için de iyi bir ürün! ABD’de başkan konuşmasında “ Tanrı, sizleri ve ABD’yi kutsasın” diyor. Ne güzel bir istek değil mi dostlarım. Yüce yaratıcıya inanmış bir başkan kendi halkı için kutsanmışlık istiyor! Peki, Tanrı korkusunu, gücünü, güzelliğini, sevgisini hisseden ve bilen bir başkan; yine aynı Tanrıya inanan ve o Tanrını dünyasında yaşayan diğer insanlara; aklı bile zorlayan oyunlar oynar mı?

Bugün öyle bir noktaya geldik ki, uçaklar ve gemiler zavallı insanın yapabileceğinden çok daha büyük; sanki insanüstü birer canavar onlar. Ve o büyük gemiler, uçaklar; sevgiden çok, sevgisizlik, silah, cephane taşıyor! Ne hazin değil mi dostlar? Değil mi? …

Anlaşılan o ki, dinler; bir amaç, bir ülkü için kullanılıyor. Bu insanlar oldukça zekiler. Kiminin başına dinleri, kiminin başına mezhepleri, kiminin başına renkleri, şiveleri sarıyorlar…

“Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir, insanlık suçudur.” inancı ile halkına barışı, sevgiyi, aklı, bilimleri, sanatı vermeye çalışmış Mustafa Kemal’in ülkesi; şimdi, zekânın en yüksek tepelerinde gezinen, Tanrı’yı bile kendi idealleri için kullanacak soylu insanların oyuncağı olmuş durumda. Ülke insanı, mutsuzluk üretiyor. Ülke insanı, geleceğe olan inancını yitirmiş durumda. Ülke insanı, bir yemek için, birkaç kuruş para için; saatlerce bekleyeceği kuyruğa girecek durumdadır.

Böyle görüntüler, inanmışlığın, adanmışlığın, sevginin, barışın, insanlığın vereceği görüntüler, uygulamalar olabilir mi?

ABD dolarlarının üzerinde; “ Tanrı’ya iman ederiz.” (İn God We Trust) yazıyor. Peki, ama kimin Tanrısına? İnsanlığın en yoksul, en kargaşalı zamanlardan bu yana aradıkları Tanrı, tek olan, bir olan Tanrı ise ve o yüce yaratıcı tüm dünya canlılarına doğal bir yaşama şansı verdiyse; bu şansları niye yok ederiz? Hangi Tanrı, savaş tepesine çıkıp bu kavgayı, kargaşayı, lanetli oyunları izlemekten zevk alabilir?

ABD Merkezi Haber alma Örgütü, (CIA) ; “ Türkiye’de programlı bir şekilde Laik Cumhuriyeti yıpratma hareketlerini başarı ile yürütüyor.” Bunu ben yazıyor ama ben söylemiyorum. Amerikalı yazar, James Cem Ryan söylüyor. Gelinen son durumlar iyi irdelenirse, sevgili ABD yöneticileri, tek tanrıya inanmış ve halkının kutsanması için sürekli dua eden, kutsal idareciler; Türkiye ile bir kukla gibi oynuyorlar… Bu topraklara inanmış, bu topraklarda dedelerimiz kan dökmüştür. Bu inanma, sıradan inanmışlığın kavgası, kan dökmesi değildir. Saygın bir millet, vatanına, dinine, diline, kültürüne ve başka insanların yaşam hakkına da saygı duyandır! Tanrımız da böyle istemiyor, böyle buyurmuyorlar mı?

Pearl Harbor filminde 2.Dünya Savaşın akışını etkileyen baskın, savaşa inanmış insanların birkaç saatte neler yapabileceğini, yaptığını da gösteriyor bize. Yıl 1941, savaş ve yokluk yılları… Yıl, 2010 ve yine savaş üzerine kurulan mutlu yaşamlar… Dünya üzerindeki onlarca ülkenin temiz bir bardak su, bir parça ekmek savaşı verirken, milyarlarca dolarların savaş için harcanması; çok büyük bir “insanlık suçu’dur… Ve bu insanlık suçunu işleyenlerin paraları üzerinde; “ Tanrı’ya iman ederiz.” yazıyor… Ne korkunç bir aldatmaca…

Pearl Harbor filmi içinde geçin konuşmalarda; “ Bir gönüllünün yüreğinden daha güçlü bir şey yoktur.” sözü, bu dünyayı, insanlığı, doğamızı ne kadar da gönülsüz sevdiğimizin gerçeği ile yüzleştiriyor bizi… Gerçek, irdeleme, inanç, felsefe; aklın doğru öğretilere kucak açması ile olur.

Şimdi, yalan öğretilerin, gösterimlerin, duaların, çağrıların kol gezdiği bu diyarlarda; bu güzel vatan için gönüllü vatanperver olmak, ayrı bir onurdur diye düşünüyorum…
Güven















8 yorum:

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Her zaman ki gibi dopdolu ve güzel yazılarınızdan biri.Fotoğraflara bir şey dememe gerek yok zaten.
Sanırım söz ettiğiniz
Pearl Harbor Saldırısı filmi 200 li yılların başında çekline film değil.Zira o buram buram amerikan propogandası kokuyordu :)

Guven dedi ki...

Bu film o film. Haklısın Amerikan filmlerin hepsinde amerikan profogandası var.Ben de kurnazlık yapıp, o filmlerin sanat yönünü, sosyal yönünü yakalayıp değerli okuyucu ile ilk önce gazetede, sonra da burada paylaşıyorum...:))

Dikkatine,film kültürüne teşekkür ediyorum.

Hamiyet dedi ki...

Sanırım vizyona girdiğinin ertesi yılı izlemiştim. Filme her ne kadar o yıllarda bazı kesimlerce klişe olarak bakıldıysada bence sosyal yönden bakılınca oldukça önemliydi.

Maalesef şu dünyada en büyük para insan kanı akıtmak uğruna harcanıyor. Barışa, sanata, tarihe, geleceğe, kardeşliğe yatırım yapmak ne dense zor geliyor insanoğluna. Tarih yitip gidiyor, insanlar hiç uğruna ölüyor, para hırsı kardeşi kardeşe hançerletiyor ve dünya dibi görünmeyen bir uçuruma doğru sürükleniyor. Düzelecek, güzel günler gelecek diyemiyorum çünkü ne vakit haber izlesem ne vakit gazeteyi elime alsam vahşet haberleri okumaktan, açlık haberleriyle sarsılmaktn yoruldum.

Tanrıya değil paraya tapan bir insanlık çığ gibi yükseliyor. Sonumuz hayrola...

Guven dedi ki...

Herşeyi kolaylaştırması gereken para,herşeyi isteyenlerin harika oyunlarını bir sanat gibi çıkardı ve yaydı tüm dünyaya.

İnsanlık, gerçekten de felsefeyi,resmi,müziği,dansı,tarihi,sporu gönülden sevmeyi deneseydi,bunlardan bir kaçını önemseseydi şimdi çok farklı dünyaları merak ediyor ve onların harika düşlerini bile kuruyor olabilirdik... Kendi dünyasını bile tamımamış,tanımaktan korkan insan, bir başka dünyaların adanmışlığının düşlerini kurabilir mi? Hiç sanmam...

Sadece mide ve kolay ulaşılan arzulara adanmış insanlığı, hayvanlar aleminin belgesellerinde görüp, bazen gülüyorum:)) Hani sürüler halinde dolaşan öküz başlı antiloplar var. Bir ırmağın kenarına geliyorlar. Geçit yok karşıya. Keskin bir uçurum gibi akıyor ırmak aşağıda. Dönüp duruyorlar. Karşıya, taze otlara geçmeleri gerekir! En sonunda bir kahraman öküz başlı antilop atlıyor suya. Ve onun atlamasıyla yüzlerce,binlerce öküz başlı antilop atlıyor.Sürü büyük ve duyarsız ve bencilce otları düşündüğünden, yüzlerce ölenden kimse rahatsızlık duymuyor...

Tanrım,sürekli kalkan eller hep göğe doğru. İnsan beyni hep yukarıda aramış seni. Acaba kendinde gizli gücü ve yerin altını,altının da bir başka göğe açıldığını ne zaman algılayıp da onurlu bedenine ve diğer bedenlere şükran duyacak...

ruhgezgini dedi ki...

Sevgili Güven
içten yazılarını takip ediyorum sürekli ama bazen okuyup kaçıyor yorum bırakamıyorum.Her resim de içim açılıyor.Yazılarında değindin hümanist düşüncelere katılmamak mümkün mü ? İnsanlık savaşsız barış ve huzur içinde yaşayabilirken ülkele yöneticilerinin aç gözlülüğü ve egoları altında eziliyor dünya.Bir dönme dolapta türlü seyirliklerle oyalanırken biz onlar istedikleri atı istedikleri piyonları sürüyorlar zavallı halkların üstüne.Mutlu olmak içinse hep başka adreler başka yarınlar başka boyutlar bekleniyor safça.Halbuki kardeşçe,hakça ve adil paylaşımla yaşayabilir insanlar.Ama manzara o ki hiç huzur görünmüyor dünyanın ufku yeni savaşlara yeni kapışmalara gebe gözüküyor.Biz yine de iyilikler umalım içimiz daha da kararmasın.Saygılarımla.

Guven dedi ki...

Değerli Ruhgezgini,bu dönme dolap fikrini tuttum;bilesen::)) Yaşamın harika sunumlarında,harika kötülükler buluyoruz. Belki de insanlık tarihinden bu yana... Tam diyorum ki, yaşamın kıyısında o özel anı yakalayacam,yakaladım; vay be; sen misin yakaladım diyen,senmisin ben her koşulda mutluyum diyen; bir kere, insanlık,mutsuzluğun üzerine abanmış... Bütün kurallar,öğretiler,mutsuzluğun derelerinden beslenip deniz haline geliyor. Küçük bir sandala binmiş, güya doğanın harika bağrına sığınmışım!

Kaç insan gerçek sevgiyi,gerçek dokunuşu bu ölümlü dünyada tadıp ölümsüz döngüye gülümsedi; inan öyle merak ediyoru ki... Şimdi şu an mutluluktan uçuyarım desem-desek; vay ben, adamın tuzu kuru... veya gamsız bu kadın-adam...Öyle ya,üzülmek sadece surat asmakla,işi asmakla,sözleri eretemekle anlatılır... Ben bu insanlık yolunu bir türlü benimseyemedim. Ben, çağlar öncesinden kalan pitikalara hasretim... Çağlar öncesinden kalan, doğanın vahşi yaşamının adaletine açım... Ben insanlığın çıplaklığına,çıplaklığın insanlığı utandırmadığı anlara, acıkmışım...

mete dedi ki...

Sayın Ağabim,
Çok güzel olmuş, eline aklına sağlık!

Başklarının mutluluğu üzerine saltanat kurulmaz.
Kurulsa bile yıkılışı çok tez, çok gürültülü olur. Eğer ilahi adalet varsa!

Guven dedi ki...

Değerli dost; mutluluklarımızı çoğaltmayı, kültürleştirmeyi bir türlü beceremedik! Doğanın harika dengesine hep inandım ama isterim ki, ülkemizin adeleti de hiç şaşmadan uygulansın. Bu onurlu millet,kul-köle olmak,bir ekmek dilenmek için yaratılmamış... Yine isterim ki kendi kendimizden öte geçip, diğer milleleri de onurlandıralım, ABD nin savaş kültürünü yaymasına karşın, bizler şiirleri, şarkıları, dansları, felsefeleri,kitapları, tiyatroları yayalım! Olur mu peki? Elbet te olur! Ama kendi kendine yeter, kendi mutluluğunun hak edilmiş bedeni olursak...

Saygılar sunar,selamlar ederim.