30 Eylül 2010 Perşembe

İSPİRTO YAZARLAR

Kamera; Güven    Moda-İstanbul
Güzel insanların yaşadığı güzel diyara
selam olsun.

İSPİRTO YAZARLAR



Bu uslanmaz filozof sanki düşünmediği, düşlemediği ve irdelemediği hiçbir şey bırakmamış bu dünyada. İnsan, beyninin o güzel hücrelerini çalıştırmaya, koşturmaya görsün bir kere!

Frıedrıch Nietzsche bıkmadan söylediği ve biz soylu insanlara bıraktığı Gezgin’in Gölgesi kitabında, biz değerli ve çok onurlu yazarlar için şöyle bir değerlendirme yapıyor;

“Bazı yazarlar ne ışıktırlar, ne de şarap, tamamen ispirtodurlar; alev alırlar ve ancak o zaman ısı yayarlar.”

Zekânın her türlü sörfünü yapmış filozof aynı zamanda, alıntıların, düşüncelerin ancak kendi zamanında değer bulacağını da söylemiştir. Ama geçmişte yaptığı yazarlar için küçük bir cümle irdelemesi için bugün sayfalarca yazı yazabiliriz! Yarın da yazacağımız kesin bir gerçek içinde gülümsüyor bize…
Dünyanın güzellikleri içinde inanılmaz sayıda, renk, koku vardır. İnanılmaz çeşitlilikte madenler bulunur. Sayısız çiçek, ağaç, böcek de bu dünyanın bizden de eski sahipleridir. Ve bilirsiniz ki, her hayvanın ayrı bir karakteri, her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır. Madenlerin de ayrı katkıları insanlar için vazgeçilmez özellikleri vardır!

Her eline kalem alan, gazetesinin köşesine kurulan her yazarın da kaleminin onurlu olmasını beklemek de hayal olur. İşte asıl olan da bu hayalin, gerçeğe dönüşmemesi belki de ulusunun, ülkesinin acı bir kaderi olur…

İnsanın sevdası, insanın aşkı; rütbeye, paraya, şehvete takılmaya görsün! Ne ülkesinin soylu geçmişi ve geleceği, ne insanların korkunç incinmeleridir kalemi tutan bedenin vicdanı! Şimdi tam da bu zamanda, geçmişin ince hesaplamalarıyla sahnelenen bir oyunun en trajik zamanında, rütbeye, zengin olmaya, kendi benliğinden öte bir dünyaya koşar, İSPİTRTO yazarlar…

Şimdi bu soylu ve çokbilmiş, aynı zamanda besili yazarlarımıza selam etmek istiyorum! Mehmet’ime, Ahmet’ime, Nazlıma, Eser’ime, Taha’ma, Engin’ime, Yiğit’ime, Nihale, Fehmi’me, Hasan’ıma ismini unutup, cüsselerini hatırladığım, bıyık altından kıs kıs gülen, korkunç bir gücün sahiplenişi ile onlardan olmayanı adam yerine koymayan, tüm değerli kalemlere selamlarımı, şükranlarımı iletirim…

Özellikle Mehmet Metiner Ağabeyimize ve Yiğit kardeşimize da dik duruşlarından, gerektiği zaman Kaplan, gerektiği zaman kuzu oluşlarına ayrıca birer ödül verilmesini insanlık sevdam gibi istiyorum…

İspirto yazarlarımızın o harika alev ile buluşmaları inanın muhteşem bir şey! Evet, yaydıkları ısı sizi ısıtmıyor ama bu kadar yani… Daha ne isteyeceksiniz ki bu zengin memleketin insanı olarak. Önemli olan ispirto yazarımızın kaleminin alev ile buluşup o soylu ısıyı yayması değil midir?

Şimdi kimi bu dünyada, kimi başka boyutta bir başka hüznün sevdasını taşıyan şarap tadında, ışık görüntüsü içinde bulunan yazarlarımıza da moral olsun diye; “ Siz kalem tutan, tutmuş bedenlerin kahraman insanları-ruhları önünde eğiliyorum ben.”

Her gece televizyonda muhteşem ışıkların bakımlı stüdyolarında, güçlü patronlarının gölgesinde kahramanca ispirto yazarlığı yapan değerli yazarlarımız için bir anıt da yapılmalı!

Uğurlar, Oktaylar, Ümitler, İlhanlar, Şükranlar, İnciler, Işınlar, Orhanlar, Cüneytler, Mustafalar, Azizler, Kürşatlar, Alevler de kim oluyor? Şarap olmak… Işık olmak… Çok mu önemlidir ışığı, parası, düzenbazlığı, mertebesi bitmeyen dünyada…

Nasıl olsa ispirto yazarların da görkemli ümitleri vardır yarınlar adına! Bilirler ki onlar; güç, kendi tarihini yazar ve bir süre o yalan tarih ispirto yazarları onurlandırır, taçlandırır… Ama bir süre sonra, evrenin kara deliklerinin dev yıldızları yutması gibi o zavallı sönmüş volkanlar da sonsuza açılan kapıdan içeri; evrenin kara deliğine düşerler!

Nedense bu kısacık yazıda yorulup gamlandım ben! Ve bu gamlanma içinde 30–40 yıl önce fakir dendiğimiz zamanlarda ağır adamların meyhane kültürleri içinde kadeh kaldırdım; ruhumun seslendirdiği şarkı ile birlikte. Şarkıcı;

“Gamzedeyim deva bulamam, garibim bir yuva kuramam. Kaderim hep çektiren inlerim hiç reha bulamam. Elem beni terk etmiyor, hiç de fazıla vermiyor. Nihayetsiz bir takibe, doğrusu takat yetmiyor.”

Tatyos Efendi, ölümünden çok kısa bir süre önce yazdığı şarkının, ölümlü bedenden de sonra yaşayacağını biliyor muydu acaba? Acaba ispirto yazarlar, Tatyos Efendi’nin şarkısı gibi, yüzyıllara meydan okuyacak, bu kirli zamanın savunuculuğunu da ilerleyen ucu bucu olmayan evrenin görkemli temizliği karşısında da devam ettirecekler mi, diye düşünürüm!

Mütevazı bedenimin ancak kendine yeten garip ruhu ile seslenmek isterim; “ Bir insan, ne kadar isteyeceğini de, ne kadar verebileceğini de anlama iradesinin reşit olma durumunda ise, o kadar sosyalleşir, o kadar da çevresini aydınlatır, belki de eski bir şarap gibi tat, iz bırakır geride…”

Bu yüzdendir ki ben, ispirto yazarlarımızdan çok şey beklemiyor, hayal kırıklığı da yaşamıyorum. Asıl sorun, şarap tadında ve bol ışık verebilecek durumda olup da, kendini, kimliğini gizleyenlerin ortaya çıkmamasındadır diye düşünüyorum…
Güven

6 yorum:

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Tv lerde,son birkaç yıldır,tartışma programlarında pıtırak gibi biten "ispirto" yazarlar işlevlerini tamamladıktan sonra yok olacaklar.

Guven dedi ki...

Kesinlikle alkışlıyorum tespitinizi. Şimdi bu zamanda bu tarihi yol ayrımlarda bu pıtrak gibi biten soylu kişileri görüp de, yokoluşun milyonluk içsizliğinde anılmayacaklarını bile düşünüp üzülüyorum öylesine...

nihansu dedi ki...

Ben bu tür kalemlere (aslında yazar, gazeteci veya kalemler demek bile fazla ya neyse...)devrin ispirtosu gözüyle bakmaktayım. Kim alevi verdiyse orada tutuşup geçici ısı veren kalemler bunlar... Kalıcı olmadıklarını ve olmayacaklarını ümit ediyorum kendi adıma.
Çok güzel bir yazıydı, keyifle okudum demek az kalacak.

Guven dedi ki...

Günaydınlar Nihan.Sanırım senin yakın zaman önceki çalışmanın da özünde bu ispirto yazarların bıraktığı kötü kokuların geri durmuşluğu vardı?

İnsan beynini onların yerine koyup şöyle bir empati yapayım dediği zaman; ne iğrenç bir satışın,beden ve ruh teslimine şahit oloyuruz! Tanrım, iyi ki inanmışlığımızın güzel çalışmalarını acemi heyecanların içinde yapıyoruz.Ustalık, böyleyse, kalem ve köşe sahibi olmak böyleyse; ben bu modern ahlakçılardan korkuyorum...Ne onların inandığı merhamete, ne de ahlaka inanıyor bu beden...

gökçe7 dedi ki...

Dilim varmıyor;az çok tarih bilimin kıysından geçmiş biri olarak "tarih tükerrürden ibarettir"diyenlere "evet" demek.Yüzyıl öncesi de bu tür kalemler vardı yok olup gittiler ,adlarını kimse anımsamaz.Ama zehirli düşünceleri yok olmuyor ,zehirlemeye devam ediyor.Kaygılandıran bu...İyi kötü kavgası sürüp gidecek mi dersin?...

Guven dedi ki...

Merhaba sevgili hocam. Sanırım iyi,nezaket ve merhamet doluluğunu dengeli bir akıl kurnazlığına çevirmedikçe,azınlık olan soylu kötüler; borazanlarını hep öttüreceklerdir. Ve borazan her ötüşünde, masum bir insan daha kurban veriliyor,bir taraftan da göbekler kaşınıyor olacaktır, diye düşünüyorum...

Güzel ülkemin güzel insanı,arap saçına dolaşmış düş ile gerçek arasında harika bir yaşam savaşı veriyor; ben buna hep yanacağım hocam...