18 Ağustos 2010 Çarşamba

KOYUN CAN,KASAP ET DERDİNDE

Kamera; Güven
Diogenes'in fenerini, insanlığın soylu
çanlarını, zillerini buldum.Şimdi sıra,
İNSAN aramaya geldi. Sürekli sırıtan,
korkan, kaçan,saklanan,ezbere yaşayan
insanlardan değil!


KOYUN CAN DERDİNDE KASAP ET DERDİNDE



Başbakan AKP Genel Merkezinde HABERTÜRK TV Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut ile sansürsüz bir şekilde konuştular. Aslında buna konuşmak da denemez diye düşünüyorum! Yiğit Bulut nezaket çizgisin o kadar alçaklara çekmişti ki, filanca böyle diyor, filan yerde bu yazıldı sorusuna sığınıp mikrofonu sürekli Başbakan’a verdi. Başbakanımız da bildiğimiz cümlelerini ev sahipliği centilmenliğine de düşünüp biraz daha ılıman sunmaya çalıştı.

Yiğit Bulutun sunduğu programın adı, Habertürk Sansürsüz. Fakat Habertürk’ün Genel Yayın Yönetmeni kendi kendine sansürü çoktan koymuştu bile. Bu sansürsüz programda ah bir sunucu olmuş, ah, olmamış; hiçbir şey fark etmez. Başbakan Erdoğan’ın “ulusa sesleniş” programlarından bir farkı olmalıydı. Başbakan, sansürsüz bu programda büyük bir ülkeyi yönetmiş olmanın terlemesini yapmalıydı! Elbette Başbakanımızı terletecek de, o program yapımcısı olacaktı. Gayet usulüne göre, herkesin bildiği soruların sorulması; Habertürk Sansürsüz, yapımın amacına ne kadar uygundur bilemiyorum! Ama ben kendimce şok yaşadım.

Başbakanımızın kendi kontrolünde olan, tek taraflı ve sadece durumu kurtarma, yapılanları anlatma, suçlamaları reddedip karşı tarafı suçlama ile devam eden program bilgilendirmekten, ümitleri tazelemekten, işsizlerin, emeklilerin, memurların, çiftçilerin heyecanını arttırmaktan uzak kaldı.

Başbakanımız muhalefetten oldukça şikâyetçiydi! Avrupa Ülkelerinde muhalefetin iktidar ile birlikte çalıştığını da ifade ettiler. Başbakanımızın bu şikâyetine inanın hiçbir anlam veremedim! Nasıl olur? Muhalefetle bu kadar kavga ve gerginlik yaratılır da sonra onların işbirliğini istersin anlayamıyorum?

Sütü bozuklar, Soysuzlar, Bunların soyu-sopu belli değil, gibi söylemleri, yakıştırmaları yaptıktan sonra, bir araya gelememe şikâyeti yapıla bilinir mi sayın başbakanım?

Başbakanımız, terör ile mücadele ederlerken muhalefetin de onlar ile mücadele ettiğini bu mücadelenin etik olmadığını savundu. Allah Aşkına, terör ile mücadele yapılırken, başbakanımız bu sorunu çözmek için muhalefete ne kadar şans verdi? Ne kadar hoşgörülü davrandı? Sürekli gerginlik üzerine kurulu bir siyaseti izlemiyor muyuz yıllardır? AKP’nin ülke yönetimine geldiği ilk yıllarda ılımlı ve tüm halkı kucaklayan bir parti olduğunu inanmak istemiştim. Bazı arkadaşlarımız ile konuşur, artık dedelerimizin, babalarımızın ezberini bozmamız gerektiğini savunurduk. Yani, AKP, söylediği gibi halkının tümünü, koşulsuz bir şefkat ile kucaklar, halkının tümüne adalet dağıtırsa biz de niye bu partiye oy vermeyelim? Bunları çok konuşmuştum. Ama gelinen nokta; AKP siyasetinin yaratmış olduğu acı gerçek; iki tarafa ayrılmış insanlar topluluğundan başka bir şey değil…

Sanırım 12 Eylül’e gelinen olaylar AKP yöneticilerine hiçbir şey ifade etmiyor. Ülkemizin insan kayıpları, maddi kayıpları, Avrupa ülkelerine karşı düşkünlüğümüz gün gibi ortadadır. Hâla taşlar yerine oturmamış, tam manası ile adaletin, hukukun, siyasetin işlemediği bir ortam yaratılmıştır. Sağ ve Sol tarafların, taraftarların nasıl kullanıldığı, nasıl haksızlığa uğratıldığı tarihin sancılı yaprakları arasında bizleri bekliyor.

Habertürk Sansürsüz programı, Yiğit Bulut’un inanılmaz sessiz nezaketi ile sunulmuş olsa da, Başbakanımız acı gerçekleri acı bir şekilde ifade ettiler. İstanbul Büyük Şehir’e ait Belediye İşletmelerinde ; “ Alkolü ben kaldırdım” derken gözleri parlayan Başbakanımız, aynı zamanda harika bir ayrımcılığı, adaletsizliği, kamplaşmayı da kamçılamıyor mu? Bu acı gerçek ortada dururken, muhalefet sizle aynı yerde olabilme ihtimali var mıdır? Alkol için Başbakanımızın açıklaması da şöyle; “ Alkol içmeyenler gelemiyordu. Şimdi tıklım tıklım doluyor işletmelerimiz.” Ne güzel, ne harika bir çözüm. Ben, isterdim ki, alkol içmeye bilmeyenler, rezalet çıkaranlar hiçbir yere alınmasın! Ama bu ülkede suyu bile içmeyi bilmeyenler var. Toprağı bile kullanmaya bilmeyenler var.

Alkol içenler başka yere gitsinler, onlara da bir sürü gidilecek yer var diyen Başbakanımızı bu güzel memleket içinde yakaladıkları tarihi bir fırsatı kaçırmak üzere olduklarını da uyarmak isterdim. Belki bu uyarıyı Habertürk’ün Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut yapar diye boşu boşuna bekledim.

Bu ülke insanın ana sorunu, alkol de değil, dil, din de değil, renk de değildir… Bu ülkenin insanının asıl sorunu, kurtuluşu emek harcamadan, siyasi efendilerin yüksek merhametlerine, delaletine sığınmış olmalarıdır. Kısa süreli zengin olma hayali ile yanıp tutuşanlar kendi kalıplarını, maskelerini, sanatlarını yaratıp insanüstü gelişme gösteriyorlar. Geri kalan büyük çoğunluk; sürekli dualar, yalvarmalar, yakarışlar, bağırışlar ile ömür tüketiyor.

Ben bu ülke insanının kendi kaderini kendinin değiştireceğine inanıyorum. Başbakan Erdoğan’ın söylediği gibi Kolektif Akıl, hem vatandaş, hem siyasiler tarafından ULUSAL BİRLİKTELİK-ÇIKARLAR olarak algılanır, yaşanan olaylar doğru okunursa, bu ülke, gerçekten güçlenir; ama gerçekten…
Güven

2 yorum:

ruhgezgini dedi ki...

Epeydir yazılarını okuyor ama yorum bırakamıyordum sevgili Güven.Doğrusu şu programcıları anlamıyorum eğer çağırdığınız konuğun yanında bir mankenden farkınız kalmayacak ve o an izleyen sıradan vatandaşın sorduğu soruyu bile soramayacaksanız niye çağırıyorsunuz o konuğu.Yada çağırtılıyor size konuk.Bazı programlarda da aynı düşünce ekseninde üç konuk yanına karşıt bir konuk alınıyor çok komik.Bu ülkede muhalif seslere tahammül yok.Oysa bir kimsenin düşüncesinin farkı ancak karşılaştırmak suretiyle anlaşılır.Ve bu sözde halkoylaması beni o kadar irite ediyor ki sanırsınız seçim mitingleri.Bu ülkenin baş sorunu olan işsizlik,adaletsiz gelir dağılımı,kişi başına düşen komik milli gelir ve etnik bölünme riski dururken onun boyu bunun soyuna indirgenen bir komedya ama ilahi değil mizahi komedya.Gökten bir şamar inmeyeceğine göre biz düzeltmeliyiz ama okumayan aymayan bu millet bir elli sene daha böyle gidecek.Alnının teriyle kazanmak yerine dağıtan iaşeleri kapışacak.Ne diyeyim artık allah müstehakımızı versin.Selamlar.

Guven dedi ki...

Ruhgezgini ne güzel demişsin. "Şamar" benzetmesi gülümsetti beni ağlancak halimize... Sanırım güzel ülkemin soylu insanları,yani bizler Ruhgezgini,felsefeyi sevmedik. Okuyup, öğrenip sonra da insan gibi tartışmayı... Tavlayı sevdik ama satrancı sevemedik. Çünkü düşünce enerjisi istiyor:)) Ne diyem; dediğin gibi; Allah müstehakımızı versin...
Saygılar