12 Ağustos 2010 Perşembe

HARLI BİR ADAMDI

Kamera; Güven
Yılmaz İçöz anısına...
Şehrimin sanat düşkünü güzel insanı, şimdi
Tekirdağ eski mezarlığının yaşlı servi ağaçları
altından el sallıyor Datça'ya, Kanlıcaya,
Ganoslara.

Kamera; Güven  Yaşlı Dost
Bir kış günü buluşmuştuk, yine bir
kış günü buluşacağız.

HARLI BİR ADAMDI


Can Yücel’in hayat arkadaşı,43 yıllık dostu, sevgilisi onun için böyle söylüyor; “ Can, çok harlı bir adamdı.”

Sıra dışı bir insan ile birlikte geçen bir koca ömür! Güler Hanım ile Can Yücel’in birlikteliği tam tamına 43 yıl sürmüş. Ve bu 43 yıllık hayatta Güler Hanım en çok ; “ Can’la birlikte nasıl yaşıyorsun?” sorusunu duymuş. Elbette sıra dışı bir adamla yaşamak kolay bir şey değildir. Aslında bir ömürlük adanmışlığı ne evlilik cüzdanı, ne de çocuklar yaratır. Bir ömürlük adanmışlık; sevginin, romantizmin, realizmin harika birleşeni sonucunda iki insana hediye edilen bir yaşam biçimidir. Bu hediyenin sahibi doğadır. Doğa, sevgi ile hüznü, romantizm ile realizmi birlikte yüceltenleri destekler.

Sizin evinizde ne pişer? Sorusuna çoğunluğun vereceği cevaplar; “ Çorba, süt, çay, yemek pişer” olacaktır. Can Yücel’in eşine soracak olsanız; “ Bizim evde şiir pişer” diyecektir. Şiirin, duyarlılığın, insan olmanın zorluğu vardır. Bu zorluk, kadın ve erkekle ayrı bir serüvene dönüştürülür. Bu yaşam, bilinen ve benzer yaşamlardan birkaç adım öne geçer. Alışılmış karı ve koca ezberleri yaşanmaz, yaşatılmaz Can Yücel’in, Güler Yücel’in evinde. Bedenlerin bedene değmesinin moda olduğu, sesin seslere tahammülü kalmadığı bu zamanda; onlar dokunuşun, seslenişin, el ele verişin sonsuz hissedişini yaşadılar.

Güler Hanım, Can Yücel’in 43 yıllık eşi değil arkadaşıydı, dostuydu. Belki de onu en iyi anlayan, anlamış olan kadın. Cumhuriyet sanatta diyor ki; “ Önceleri Can’la nasıl yaşıyorsun diye sorarlardı. Şimdi Can’sız nasıl yaşıyorsun diye soruyorlar. Can’sız yaşamı nasıl tarif edebilirim ki? Harlı bir adamdı. Şiir ve aşk pişirmek kaç insana nasip olur?

Sanırım işin sırrı; bir evde pişecek yemeklerin lüksü, çeşitliliği değil; o evde pişecek şiirin, aşkın var olabilmesi… Şimdi bu felsefenin, bu yaşamın içinden çıkmış ve bize seslenen bu kadını anlayabilecek kaç kişi var acaba? Bayatlamış ilişkilerini küflenmeye yüz tutmuş yaşamlarını cilalayacak, törpüleyecek ve heyecanlı bir aşka dönüştürecek kaç insan var milyonluk ülkem de? Kaç insan…

Can Yücel bu dünyadan göç edeli 11 yıl oldu. Barış Manço ile aynı yılda veda ettiler sevdikleri bu yaşama. Barış, şarkıları sevmişti! İnsana, çocuklara, kadınlara, erkeklere akan şarkıları! Can Yücel, şiirleri sevmişti. Kadına, erkeğe, çocuğa, felsefeye, siyasete akan şiirleri…

Can Yücel, Datça’dan günebakan çiçekleri arasından gülümserken, Barış Manço Kanlıca tepesinden, çamların koyu gölgesinden boğaza bakarken gülümsüyor bizlere.

Bir kadın, Güler Hanım, Can’la nasıl yaşıyorsun sorusuna bir ömür nasıl sessiz kaldıysa, Can’sız nasıl yaşıyorsun, sorularına da sessiz kalıyor. O kendi sesini şöyle ifade ediyor;

“Gitgide ona yaklaşıyorum galiba. Bilmiyorum beni nasıl kabul edecek? Umarım iyi karşılar. Yaşarken taşınması ağırdı. Yaşadıktan sonra adını taşımak daha da ağırlaştı. Günlük yaşamın değerleri bizim için önemli değildi. Hiç arabamız olmadı. Ya da hiç kaloriferli evde oturmadık… Doğanın içinde yaşamak istedik…”

Şimdi harika görkemli evliliklerin mükemmel dayalı döşeli evlerin içinde, neden aşk pişmiyor diye düşüne bilirsiniz? İrdelemek isterseniz, Güler Hanımın son söylediği cümleyi iyi anlamak gerekir!

“ Günlük yaşamın değerleri bizim için önemli değildi…” Günlük yaşamın sonsuz değerleri insanın, sevginin, aşkın, dostluğun önüne geçtiği an; günlük yaşamın pençesi bizim soylu bedenimize tırnaklarını geçiriyor. Ömrümüzün akıllı telaşı, mal üstüne mal, şan üstüne şan koymakla geçiyor. Sonuç; harika ve paslanmış ömürlerin buruk yaşam hikâyeleri. Bu hikâyeler o kadar çoğaldı ki ülkem; birbirine benzeyen, birbirinden hiç farkı olmayan hikâye mezarlıklarına dönüştü…

Sanırım biraz daha önemsemeli kendimizi. Kendimize ait ilişkilerimizi biraz daha derleyip toparlamalı. Sürekli pişen ve sadece midenin burnunu büyüten ah bir de göbeğimizi şişirten yemeklere biraz ara verip; şiir, müzik, resim, felsefe, aşk pişirme vakti geldi de geçiyor bile…

Can Yücel’i anmaya ve hatırlamaya bir ömür devam edeceğimiz belli. Unutulmayacak bu sıra dışı adamı onun kendi yazdığı bir şiirle selamlıyorum;

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru.
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni.
Güven











8 yorum:

Sabahattin Gencal dedi ki...

“Bloglardan Seçmeler” sitesinin daha etkili ve yararlı olabilmesi için görüş ve önerilerinizi bekliyorum.
İyi günler dileğiyle.
Sabahattin Gencal

Guven dedi ki...

Saygılar, kolay gelsin size.

ege dedi ki...

Ben Gül hanım da mangal kadar yürek
Kale gibi sabır varmış diyorum..
Dediğin gibi sevgili Güven sıra dışı bir insanı taşımak düşünemiyorum bile ve gül hanımın önünde saygıyla eğiliyorum..Asılında onunla oturup yarenlik etmeyi yüreğinin içinde hiç açmadığı duygularını yazmayı ne kadar isterdim..Ondan da Can Yücel kadar cevher çıkacağına eminim..Can Yüceli şiirin babasını rahmetle anıyorum..
Emeğin kalemin daim olsun sevgili Güven..

Guven dedi ki...

Çok Teşekkürler ederim Ege. Güler Hanım,özel bir şahsiyet,bir şair dostu,sıradışı bir sevgili olduğu belli. Bulabilirseniz eğer, 11 Ağustos Cumhuriyet Sanatta Güler Hanımın ruhunden fışkıran o güzellikleri bir kez daha okuyun lütfen; bir kez daha...Sanki her harf,her kelime özenle sanatçı titizliği ile yerleştirilmiş...

Makbule Abalı dedi ki...

Yazınızda "Bir ömürlük adanmışlık" olarak dile getirdiğiniz beraberliği günümüzde kaç kişi böyle adlandırır: Çabuk başlayıp, kısa zamanda tüketilen, aşk sanılıp nefrete dönüşen ilişkiler insanı nasıl da düşündürüyor, öte yandan YÜCEL çifti ve benzerlerini daha da yüceltiyor.
Karşılıklı anlayış, özveri, sevgi,saygı, ortak değerleri paylaşım, ve "yalnızca eş değil, arkadaş ve dost olabilmek" belki bu beraberlikleri asıl kalıcı kılan...
Can Yücel'i saygıyla anarak...

Guven dedi ki...

Kesinlikle Makbule Hanım.Kırk yıl aynı yastığa baş koyup da,birbirinin kalbini bilmeyenler,kır yılın hatırını,sevgi ile yoğurmayanlar mezarlığına döndü güzel ülkem. Sevginin içselleştirilmemiş olanı,sevginin prangaya vurulmuş olanları ve sevginin evlilik cüzdanılarıyla satın alınanları; oyalar bizleri; oyalar...

Evet, sanırım insan ömrünü zorlayan sıradışı hale gelen ilişkinin sırlarından birisi de özveri.Ben,seni seviyorum sen de beni sev inancından çok öte; sevmeek! ...

annemineli dedi ki...

Mutlu anlarınız her daim bitmesin..Sevgilerrr....

Guven dedi ki...

Teşekkürler annemineli.Mutlu anlarımız için,ellerimizinyaşama sarılımı,köklerimizin bataklıklardan bile güzellikler üretimi hiç bitmesin... Ben,o yüzden severim bataklık çiçeklerini.O yüzden severim çöl denen yerde yeşermiş kaktüsleri...