6 Mayıs 2010 Perşembe

ŞAİRİN GENÇLERE SESLENİŞİ

Kamera; Güven  Rumeli Hisarı
İstanbul'da gün sona eriyor. Birazdan gecenin
hükmü geçecek.
Tıpkı sona eren hayatların bir başka yaşama
başlamaları gibi!
Abidin Dino da hasta yatağında, ölümünden çok
kısa bir süre önce şu yazıları kaleme alıyor:

"Taş bir heykelsin sırtüstü doğrul da
doğrula bilirsen.Yere ayak basmanın
başdöndürücü zorluğu.
Bir yudum su kadar önemli bir şey
var mı?
Zil,gelen giden yok!
Nefes,gittikçe daralıyor.
Bakış,gördüğüm ne ki?
Damla damla serum.Bunca acı suyun içimde
ne işi var ki?
...
Ölüm mü?
Ne buluş!"

Kamera, Güven  Rumeli Hisarı
Muhteşem Yapı
İnsanın bu yapının eriyen yaşlı taşlarını öpesi
geliyor.
Güç, kuvvet zoru bozar. Ama güç-kuvvet, sanat, ilim,
adalet ile beslenirse; çok şeyleri bozar.

Kamera; Güven  Aşiyan
Aşiyan yokuşundan aşağı inerken, Rumeli Hisarı ve
Aşiyian mezarlığını seyrederken,artık buranın
başka şairlere de ev sahipliği yaptığını hatırlamalı!
O şairlerin mısralarının içine bir an olsun
girilmeli. Girilsin ki bu dünyanın yükü, biraz
olsun hafiflesin...

Kamera; Güven

 İstanbul'da gün sona eriyor. Tıpkı bazı haytların
sona erip bir başka hayata doğru yol alması
gibi; gün de geceye doğru yol alıyor... 

ŞAİRİN GEÇLERE SESLENİŞİ



Bugün gençleri ciddiye alan var mı, onları gerçek anlamda düşünen kaldı mı diye düşünürüm! Diyeceksiniz ki olmaz olur mu? Onları, dershaneler, ayaküstü mekânlar, pusuya yatmışlar, uçkurunu bağlayamayanlar hep düşünür.

Yüzyıldan bu yana aynı türküyü söylüyoruz da, türkünün gençleri neredeyse efsane haline geldi bunu bilemiyoruz. Gelecek diye, diye gençlerin bugünlerini çalıp, onları kıymık, kıymık edip ondan sonra bir de yarınları yükleyelim. Elbette, nasıl olsa gençlere semer vurulmuş bir kere. Nasıl olsa, kurtarıcı rolüne sokmuş görünüyoruz.

Saçı-başı ile değerlendirdiğimiz, küpeleri, giyinişleri ile ödüllendirdiğimiz gençlerin fikirlerini soran yok gibi. Tartışmadan, fikir yolculukları, uçuşları yaşamadan geçen gençlik zamanları; tam da orta yaş zamanında hayattan kopuşlarla buluşuyor. Belki de hayatın en güzel yaşları olan 30 ve 40’lı yaşlarda, tam manası ile çocuk olamamış, daha çocukken büyük adam rolü yüklenmiş gençler pes ediyor!

Göstermelik olarak istediğimiz kadar gençlere yönelik laf üretelim. En güzel bayramların bile kutlanması gençlere sorularak yapılmıyor! Onlarda özgürlük altında sıra dışı yaşamlara, ilişkilere, arkadaşlıklara yelken açıyorlar.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında sadece fotoğraf karelerine yansımak adına gençlere koltuklar hediye ediliyor. Bol, bol fotoğraflar, filmler çekiliyor. Güya, bir günlüğüne Başbakan, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı koltuğuna oturuyorlar. Ve güya önemsenip fikirleri alınıyor. Böyle bir gösterinin ciddiyetine, gençlere verilen öneme; kim inanıyor Allah Aşkına!

Ne Başbakan, ne de Cumhurbaşkanı koltuğunun yanından bir an olsun ayrılıp bir başkasına bırakabilir. Koltuk önemli ve değerlidir. Tarihin içine girip, tarihi önemsediğimiz vakit; kaç imparatorun, padişahın, kralın koltuğunu kendi isteğiyle bırakıp gittiğine tanık olursunuz? Bir elin parmak sayısını geçmeyecek sayı, ya çıkar, ya çıkmaz.

Binlerce kral, imparator, padişah koltuk-iktidar için ömür tükettiler. Sembolik de olsa, gençleri önemseyen ve bize Büyük Atatürk’ün hediyesi olan bayramları yaşatmak çok önemli. Onları önemsemeliyiz. Ama ait oldukları çocuk ve gençleri de bayramlar kadar önemsemeli ki; topluluk halinde çıldıracak genç adamlar-kızlar; tozu dumana katmaya başlamadan önlem alalım.

Şairlerin, yazarların, sanatçıların toplum ve gençlik için ne kadar önemli olduğunu ifade etmek isterim. Belki bir şiirde, belki bir hikâyede-romanda, tiyatroda gösterilecek, hatırlatılacak olaylar; ülke gençliğini uçurumlardan, fırtınalardan koruyacaktır. Yaşadığı zamanın gençliğini önemseyen ve onlara hiç çekinmeden açık bir şekilde fikrini söyleyen Behçet Kemal Çağlar, Robert Koleji’nde edebiyat öğretmeni iken, ders dönemi sonunda mektebi bitiren öğrencilerine şu uyarılarda bulunmuş;

“ Çocuklar artık hayata atılacaksınız. Başarılı olmanız için kendinize iyi örnekler seçmeye mecbursunuz. Sizlere önerim, yokuştan inerken göreceğiniz aşı boyalı bir evin önünde durup düşünmenizdir. Vaktiyle orada sadece kalemiyle zulme cesaretle kafa tutan Tevfik Fikret adlı biri yaşamıştı. Ona benzemeye çalışın. Eğer kendinizde o kudreti bulamıyorsanız yokuştan biraz daha aşağıya inin solunuzda Rumelihisarı’nın burçlarını göreceksiniz. O kaleyi aşağı yukarı sizin yaşınızda genç bir Fatih Sultan Mehmet yaptırttı ve ülkesine İstanbul’u kazandırdı. Ona benzemeye çalışın. Şayet bunu da göze alamıyorsanız daha aşağılara inin, aşağıda bir mezarlığa rastlayacaksınız. İçinde dünyanın bütün güzelliklerini, şahne bir şekilde dile getirmiş şair Yahya Kemal yatıyor. Onun gibi olmaya bakın. Yooo bunu da yapamam derseniz yolunuza devam edin, karşınıza deniz gelecek kendinizi hemen oraya atın…”

Şairler sadece kafiyeli aşk şiirleri yazmaz. Şairler sadece romantizmin büyülü dünyasında gezinmez. Şairler, bazen bir baba-dede ve ana duyguları ile acımasız bir realizmin hatırlatmasını yaparlar…

Neden?

Gençliğe sembolik önem verip, gençliğe hak etmedikleri yükleri bırakıp, koskoca ve alabildiğince sorunlu bir ülkeyi bırakmadan tüm güzellikleri anlattıkları gibi, acı gerçekleri de anlatırlar…

Bir hatırlatma da benden gençler! Hayat her an sürprizlere gebedir. Ama sadece talih oyunlarının sürprizleri değil; akıl ve duyguların öğrenme içinde kültür denen değerli yükün desteğinde kaderin sonsuz sayıda güzellikleri vardır. Bunlara;

aşk, sevgi, keşif, eser, iş, ödül, ümit, bilgi, gök, uzay, sonsuz” diye bilirsiniz
Güven

3 yorum:

KİANA dedi ki...

Selam kardeşim.. Sen Trakyadasın. Ben Ankarada. Onca İstanbula gitmeme rağmen ben senin kadar gezmedim İstanbulu. Ama gezmiş, görmüş kadar oluyorum buraya geldiğimde. En ince detaylara kadar anlatıyorsun..Bende inceden inceden üzülüyorum. Bilmediğim ne çok şey varmış diye.
Hade sevgilerime :)))

gökçe7 dedi ki...

Gençlerimiz!...ah şu gençler.Behçet Kemal Çağlar'ın uyarısını burada okumak çok duygulandırdı.Edebiyat dostluğuna selam olsun.Sevgiler.

ruhgezgini dedi ki...

Ölmek sıradan iş hepimiz için. Asıl iş ölünce mezar taşına Atilla İlhan yazdırabilmekte.