14 Nisan 2010 Çarşamba

YAPABİLECEĞİNİN EN İYİSİNİ YAPMAK

Kamera; Güven Kızkulesi-İstanbul

O kadar geniş ve büyük yerlerde,
mekanlarda tepinir dururuz da
bu küçük yere sığınmış küçük
mekanda büyük keyif alırız!
Neden?
Yapılabilecek en güzel yerden
birisidir de ondan...

YAPABİLECEĞİNİZİN EN İYİSİNİ YAPMAK


İnsan davranışlarını anlamaya, yönlendirmeye çalışan yüzlerce kitap, milyonlarca sözcük vardır. Hepsi de insanı; “Daha İyi” bir yaşam hakkına odaklanmaya iter. Ama asıl sorun, bunca kitap, bunca söz; insanın kendi izin vermesiyle alakalıdır! İnsan, değişime izin vermez, yapabileceğinin en iyisini yapma gayreti içinde olmazsa; bir şeyler hep yarım, hep eksik kalacaktır.

Öğütler, formüller, uyarılar, yol göstermeler…

Asıl mesele ise, değişmek isteyen insanın değişimi kendi şuuru ile yakalaya bilmesidir! Üzgünüm ki, korkuların, çekincelerin bol olduğu güzel ülkemde; insanın kendi soylu bilincini geliştirmesi ve bu; “ BENİM FİKRİM” diyebilmesi çok güçtür. İlah ki bir gurubun gölgeli destekleri altında, gurubunuza ait bir şuuru temsil etmeniz gerekecektir.

Kolay yaşama özenmek, alışılmış duyguları, davranışları taklit etmek; insanları kendi şuurlu bedenlerinden, ulaşabilecekleri en üst mutluluklardan hızla uzaklaştırıyor. Ve bu nedenledir ki; ilaç kullanımı, falcı, büyücü arayışları daha da yaygın ve vazgeçilmez oluyor.

Görünen odur ki KARABÜYÜ geçmişte yaşanmış ve yok olmuş bir yöntem değildir. Hâla vardır ve kılık değiştirmiş halde bizim içimizde dolanır durur. Kara Büyünün en sevdiği insan; korkulara, kararsızlıklara hapsolmuş insandır. Kara Büyü, ününü, varlığını zayıflamış insan ruhlarının, zayıf bedenlerine borçludur.

Kara Büyü; öğrenimi, öğretileri, sanatı, sanatçıları sevmez. Onun beslenmesine katkı sağlayacak insanlar bu memlekette oldukça fazladır.

Yaşamı hak edecek insanların yapacakları, yapmak istedikleri her şey; kendi şuurlu bedenlerinden çıkmış olması; o insanı, hak edilmiş yaşam içinde en iyi, en mutlu olmaya doğru getirecektir. Zoraki seçimler; ne mutlu annelerin ne de babaların çoğalmasına destek olur. Zoraki seçimler; o toplumun ilmini de, bilimini de, sanatını da ön sıraya çıkarmaz. Sanayisi de bir parlar, bir söner. Turizmi de gösteriden, betonlaşmadan öte gidemez. Turizm, ülke turizmi denince; ülkeye para girmesini anlarız ama gelen turistlerin para götürdüğü sayılı ülkelerden birisiyiz!

Yaşam, onu kendi bilinci ile isteyenlerin başköşesinde en yüksek rahata-huzura kavuşur. Yaşam, kendi isteğin ile kendi şuurun ile talep ediliyorsa; kızgınlıklarımızın sebebi; ne anneler, ne babalar, ne de siyasetçiler olur. O zaman, doktorlarımızı da, avukatlarımızı da, öğretmenlerimizi de, piyasada görünmeyen imamlarımızı da ANLAYABİLİRİZ!

Yaşadığı ülkeyi, o ülke içindeki insanları, meslekleri anlamaya başlayan insan; kendini de anlayıp sevme keyfini yaşayacaktır. Ve de seçeceği işi, arkadaşı, sevgiliyi; kendi istediği için, mutlu olacağı için seçecektir. Ve o işi en iyi yapan, o arkadaşı en iyi mutlu eden ve o sevgiliyi en iyi renklendiren kişi olacaktır. Ne büyük alkışlar, ne büyük kazançlar adına yapacaktır en iyi olabilme işini!

Yapabileceğin en iyi işi yapma; en büyük kazancı sağlama anlamında değildir. En beğenilen erkek-kadın da olmaya bilirsiniz! Ama yapabildiğiniz işi en iyi yapan ve bağrışların, çelişkilerin en bol olduğu yerlerde bile MUTLU olansınızdır. Nedenleri sıralayarak, çözüm yollarını bulup, hayatın değişimine ayak uydurarak; sürekli adalet diye bağırıp da adaleti en büyük yaralayanlardan olmadığınızı fark ederek…

Acısını aşmak isteyen bir adam, kendine yardım etmesi için Budist tapınağındaki bir ustaya gider. Adam, Ustaya sorar; “ Usta, eğer günde dört saat meditasyon yaparsam, yüksek bilince ne kadar zamanda ulaşırım?” Usta, adama bakar ve yanıt verir; “ Günde dört saat meditasyon yaparsan belki on yılda yüksek bilince erişirsin.”

Bundan daha iyi yapabileceğine inanan adam yine sorar; “ Oh, Usta peki günde sekiz saat meditasyon yaparsam yüksek bilince ne kadar zamanda erişirim?”

Usta, adama bakar ve yanıt verir; “ Eğer günde sekiz saat meditasyon yaparsan yüksek bilince belki yirmi yılda erişirsin.”

Adam, şaşırır ve sorar; “ Ama daha çok meditasyon yaptığım halde neden daha uzun zaman alır?”

Usta, tebessüm eder ve konuşur; “ Sen bu dünyaya hazzı ve yaşamı feda etmek için gelmedin. Yaşamak ve sevmek için buradasın. Eğer ki iki saatlik bir meditasyonda yapabileceğinin en iyisini yapabildiğin halde sekiz saat meditasyon yapmaya kalkarsan yorgun düşersin, amacından saparsın ve yaşamdan haz alamazsın. Yapabileceğinin en iyisini yap. O zaman meditasyonun süresini değil, yaşamanın, sevmenin ve mutlu olmanın önemli olduğunu anlarsın.”

Birilerine farklı görünmek ve birileri farklı yaşamımızı istediği için yaşamak istiyorsak; ne yaşadığımızı anlamlandırabileceğiz, ne de elimizdekiler ile daha fazla mutlu olmayı, sevmeyi kabul edeceğizdir.

Güzel dünyanın bize sunduğu yaşam hakkı, hak olmaktan çıkmaya başladı. Ülke insanı ve yöneticileri karşılaştırmayı, sayıları, tarihi ve efsane kabul edilen ibret öykülerini birazcık anlayıp; sesli ve şuurlu düşünebilsek; dünyanı bize sunduğu yaşam hakkını ağırdan ağıra almaya başladığını görür; Kara Büyünün nasıl yol aldığını anlar ve garip bir silkinme ihtiyacı duyarsınız!

Silkinin!

Bugünü yepyeni bir gün kabul edin! Tüm öğretiler, tüm öğütler, ikazlar; bizim kendi vicdanımız ve şuurumuz ile anlam bulacaktır diye düşünürüm!

Güven




2 yorum:

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Kız Kulesi'ni görüp, aklımda Sunay Akın uçuşurken , harika bir yazıyla karşılaştım.Keyifle okudum.

ege dedi ki...

Anadolu da bir ata söz vardır sürüden ayrılanı kurt kapar derler.
Tabi bu sözün çok yönü istediğin kadar siyasi, bireysel, toplumsal yorumlarını açabiliriz. Ben bireysel olanına değinerek zor diyorum o kadar zor ki kendi çabasıyla bir yerlere gelmek etrafta o kadar kurt ve tuzaklar var ki kendi başına hayata tutunabilmek. Öğle ki oturduğu makamı haketmiyen birini gördüğümüz zaman hemen muhakkak bir dayısı vardır yakıştırmasını bile yapabiliyoruz..Ellerine, emeğine sağlık sevgili Güven..Sevgiler..çok güzel bir yazıydı her zaman ki gibi..