23 Nisan 2010 Cuma

ŞİŞEDE DURDUĞU GİBİ DURMAZ

Kamera, Güven  Şile-İstanbul
Kim bilir kaç milyon insan gezdi,gördü
burayı. Kaç milyon insan; milyon kere
düşler kurdu baktığı manzaranın
sıradışı görüntüsü karşısında. Bazıları
düşün içine girdi, bazıları düş gibi
gerçeğe dönüştü...

ŞİŞEDE DURDUĞU GİBİ DURMAZ



İçki için söylenmiş en bildik sözlerden birisi de ; “Şişedeki gibi durmayacağı” üzerinedir. Belki de alkol için söylenmiş en masum sözcüktür. Kendimi bildim bileli içki ile insan arasındaki ilişkiyi anlamaya çalıştım. Ne hikmettir; içkinin tüm lanetli taraflarını görmem, anlamam bile; içkiye olan saygımı, inancımı yok etmedi.

Dostlarım arasında iyi bir içki sever olarak bilenmem. Bana sorarsanız da, öyle bildik bir içki kültürüm yoktur. İçkinin sevdalısı olmama rağmen iyi bir içiciye de saygı duyarım.

Çocukluğumun geçtiği bahçeli evde de dedem; iyi bir içiciydi. Rakıydı onun önemsediği, askerlik yaşantısını yarıda bırakıp, sivil hayata döndüğünde tam manası ile sivilleşememiş olmanın boşluk yaratan tarafını rakı ile meyhane ile dolduruyordu. Ne tuhaftır ki o meyhanenin müşterileri içki nedeniyle kınanmaz, hatta daha bir saygı duyulan insanlardan oluşurdu. Çünkü şişede durmayan içkinin gerektiği zaman kapağını kapatmayı bilen insanlardı. Ve çocukluğumun 14 yıllık öyküsü, dede ve rakı üzerine hiçbir kötü davranış, görüntü ile hatıra oluşturmamıştır.

Şişede durmayan insan ile buluşmaya can atan içki; kapağını tam zamanında kapatmadığın zaman; inanılmaz görgüsüzlüklere, rezaletlere, külfetlere neden olur. Bunu bilmeyen yoktur. Neredeyse toplumumuzda hemen her insanın içki ile bir anısı vardır. Ve çok azının iyi anılar, iyi yaşanmışlıklar ile donatıldığını görürüz. Aslında kusurlu olan şişeden çıkmaya çalışan içki değil; kapağı sürekli açık bırakan şuurlu bedenin şuursuz sahibidir.

Sürekli demokrasi diye duralım, ama bir türlü demokrasinin nimetlerinden yararlandırma onları çok daha iyi kullandırma öğretilerini de oluşturamayız. Hâlbuki içki; lanetlenmek, ondan kaçılmak, korkulmak ve sürekli zam yapılarak cezalandırılacak bir araç değildir! Tam tersi; içki, kitaplarda, okullarda, sinemalarda; nasıl içileceğine dair anlatılmalı, gösterilmelidir. İnsanı oluşturan milyarlık hücrelerin tamamı içkinin hangi şartlarda ve hangi şekilde alınacağını öğrenmeli! Öğrenmeli ki şişeden fırlayacak iyi cin; kötü cine dönüşmesin!

Bizler içki içenleri, içki içilen yerleri en arkalara attıkça, onları ceza ve sevap adına hor gördükçe; içki kendi bağnaz kültürünü oluşturacak ve şişenin kapağı hep açık kalacaktır.

Bir toplumda, özellikle bizim toplumumuzda pasif duruma düşürülmek istenen gençler; güya, iyilik adına, sevap adına, günah adına içkiden uzak tutulmaya çalışılıp, içenleri de en kötüsüne göre bolca reklâmlar yapılırsa; hayata sadece bir tek gözlükten bakan gençler; ne resme, ne şiire, ne müziğe tam manası ile gönül vereceklerdir. Hiçlerinde boşluk her zaman kendi kuşkularını, karanlık hayallerini görünmez diyarlarda arayacaktır.

İşte bu yüzdendir ki, baskıcı ve bağnaz ülkelerin yönetimlerinin aldığı en katı kurallarda bile; yasaklanan içki; kendi yasak kırcılığını yaratır. Ama gizlinin, korkunun, telaşın kültürü de topluma sağlıklı bir beden gibi değil de, sağlıksız bir ruh gibi yansır.

İçkiyi en iyi anlatan ve anlayan şairler olmuştur. Divan Edebiyatı şairlerinden Necati Bey’e kulak verip; beş yüz yıl önceye gidersek; İçki kullanan şair Necati bağnazlar tarafından sürekli eleştirilirdi. Bir gün bu eleştirilere kızan şair Necati;

—Ne oluyor bu adamlara canım, dedi. Ve aşağıdaki beyti yazdı.

Ben üzümün suyunu severim, sofi tanesini.
Zira kimi kızını sever, kimi annesini.

Yüzyıllardın verilen savaş; içki ile insanı daha anlaşılır, daha eğlenceli ve daha huzurlu kılmak yerine; bugünde şişede durmayan içkiyi içen insanı cezalandırmak zam ile reva görülür.

Neden? Çünkü içki şişede durmaz. İçki kötüdür. İçki, soysuzdur! Peki, içkiyi içmediğini savunan yöneticiler neden halkını içkisi bol olan Avrupa Devletleri seviyesine çıkarmazlar. İçkisi bol olan Büyük Atatürk; adanmışlığını halkına, ülkesine yaparken; tüm malvarlığını da ülkesine bırakmıştır. Kısacası şişenin kapağını gerektiği her zaman kapatmıştır. Böyle olunmasaydı; satılmış, pazarlanmış ve tüm ümitleri çökmüş bir viraneden; harika bir cumhuriyet doğar mıydı?

Bu konularda Atatürk ile anlatılan güzel bir hikâye vardır. Bir mecliste tarihin büyük adamlarının din inanışları ve bu husustaki bilgilerinden bahsedilirken Hafız Efendi, anılarını şöyle anlatır:

Büyük inkılâpların birbirini takip ettiği günlerdeydi. Ben o zamanlar Beykoz Camii’nde imamlık yapıyordum. Sarıkların yalnız vazife başında sarılacağı bildirilmiş olduğundan, camiden çıkınca şapka giyiyorduk.

Bir ikindi vakti iskelenin yanındaki kahvede oturuyordum. Bir ara kahvenin önünde birkaç otomobil birden durdu. En önde duran otomobilden Atatürk çıktı. Sevincimden şaşkına dönmüştüm. Onun geldiğinin haberi o kadar çabuk yayılmıştı ki, bütün Beykozlular bir an içinde etrafını sardılar. Atatürk, büyük bir samimiyet ile etrafına bakındıktan sonra, halkı sükûta davet ederek;

“ Beykoz imamı burada mı? Gelsin de konuşalım, dedi. Zaten tam karşısında idim, kalabalığı yararak ileriye çıktım ve:

“Buyur paşam konuşalım dedim.” Atatürk sol avucunda duran üzümleri bana göstererek:

“ Hoca, bu helal de, bunun suyu neden haram? Bize anlatsana.” dedi.

Birdenbire şaşırdım, bu güç suale ben nereden cevap bulacaktım, bir müddet düşündüm, aklıma hiçbir cevap gelmiyordu, bayılacak gibi oldum. Bir ara nasıl olduysa aklıma gelen bir cümle gayri ihtiyari dudaklarımdan döküldü:

“Paşam, karın sana nasıl helal de, kızın niçin haram, dedim.” Atatürk bu sözü işitince hafifçe tebessüm ederek yüzüme baktı ve başını sallayarak:

“ Hoca sen âlimsin, ben ise softaları arıyorum, yarın saraya gel de senle konuşalım.”

Ertesi gün saraya gittim, beni karşısına oturttu, saatlerce bana Kur’an’dan ayetler okutarak tefsir etti…

Ne demeli; büyük olmak, uzağı görmek; ne, mal-mülk ne de alınan oylar ile birinci parti olmaktan geçiyor… Şişesin kapağı, gerektiğinde kapanan rakıcılara; afiyetler olsun. Sağlığınıza dostlarım…

Güven

4 yorum:

ege dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
nakrekeşmiş dedi ki...

Sıkılmadan zevkle okudum ayrıca Atatürk ile ilgili hikayeye de bayıldım sevgiler..

KİANA dedi ki...

Sevgili kardeşim..Ne kadar güzel yazmışsın yine. Bu yazı burda kalmamalı..Başkaları da okumalı.. Benim eşimde zaman zaman içer. Ama gerçekten taktir ederim.Şişenin kapağını gerektiğinde kapatanlardandır.. Bana kalsa her akşam bir kadeh götürse çok sevinirim:)) Çünkü bir kadehte bile yumuşacık, öyle pamuk gibi oluverir birden..
Yazıyı yayınlamak isterim müsade edersen eğer. Tabi adını ve linkini vererek. Yüksek müsadelerini bekliyorum.

Resimlerimi beğendiğine sevindim ancak konu sıkıntısı çekiyorum. Bana mutlaka neler çekebileceğimi yaz. Belki benim hiç aklıma gelmeyen konular vardır. Hep kediyyle manzaramı çekeyim yani:))

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Güvenciğim ne güzel yazmışsın! Diyecek birşey bulamadım...

Sevgiler arkadaşıma !