4 Şubat 2010 Perşembe

ISLAK DEVLET

Kamera; Güven Gelibolu Yarımadası
Bahar gelmeye beden fokurdamaya
başlarken; Gelibolu toprağı,çiçekleri,
bülbülleri "hadi" diyor. .))

Kamera; Güven ŞAFAK TÖRENİ-GELİBOLU

Binlerce Avustralya vatandaşı genç; eğlenilirken
düşündürülüyor.Düşündürülürken de milli
duygular ekiliyor. Ya biz? Zoraki deli
saçma protokollerımız,yasaklarımız ile
gençlerimizi hangi zavallı medeniyetlere
doğru itiyoruz?
Kamera; Güven Gelibolu Yarımadası
Şafak Töreni

Kaybettikleri ve niçin girdiklerini bilmedikleri
bir savaşı bile kahramanlığa dönüştürecek
zekanın,ülkenin evlatları...
Her Türk gencinin birkaç kez görmesi
gereken zeka dolu törenler...
Tanrım, övünmelerimizi soysuz anlatımlara, heyecanı
bitmiş beyinlere emanet edersek; işte böyle
çelişkilerin paranoyasını yaşayan
zevksiz insanlar topluluğu haline geliriz.
Öyle ya bu diyarlarda; gülmek, sevişmek yasak!

ISLAK DEVLET


Tarım ile uğraşan eski insanlar(atalarımız) yağmur yağma başladı mı; “rahmet yağıyor, yağsın” derlerdi. Ele, rahmet dedikleri yağmur; aheste aheste yağıyorsa; daha bir sevinirlerdi.

Bir iş nedeniyle Değirmenaltına gittim. İşim çabuk bitti. Gök hafiften uyarılar yapıyor, akşam karanlığı kış gecesine teslim oluyordu. Beni şehir merkezine getirecek minibüsü beş saniye ile kaçırdım. Sevdiğim sokaklardan minibüslerin olduğu yere yürümeye başladım. Yaklaşık bin metrelik, bol seyirlik bir yürüyüş olacak diye düşündüm. Çünkü bu sokaklardaki evlerin tamamının bahçesi var. Ve dayanılmaz çekicilikleri ile toprak, çiçek, yeşil kokuyorlar.

Fakat şimşeğin çakışı, göğün gürlemesi boşuna değildi. Sağanak yağmur başladı. Keyfim altüst oldu olacak derken; biraz hızlanan yağmur nedeniyle alışkın beden; saçak altı aramaya başladı. Olacak iş değil tabi. Her taraf bahçeli ve bahçe çitli olursa; burada sığınacağın tek bir saçak bulamazsın. İşte bahçe kültürünün güzelliği de bu, insanı saçaksız bırakması ve yağmurun bereketli kucağına teslim etmesi demektir…

Oldu olacak; iyice hızlanan yağmura karşı bende bedenimi test etmeye başladım. En fazla ıslansa ıslansa; başım ıslanacaktı. Hani insan bedeninin % 40 baş bölgesinden üşümeye başladığı ve insanı diğer insanlık ile buluşturacağı beynimizin olduğu en önemli yer. Tabi ki bu ıslanmanın ürkütücü korkusunu yaşamak yerine hafif tempo ile koşarken hem bedenimi sınıyor, hem de bahçelerden yayılan toprak ile çiçek kokularını sindiriyordum. Aman Allah’ım; yağmur ve doğa iç içe. Ve ben doğanın doğallığı içinde kendi seçeneğim olmadığı halde ıslanıyordum.

Ben ki tedbiri elden bırakmayan, kasketi baştan, şemsiyeyi koldan düşürmeyen adam; bugün tam manası ile aldanmıştım. Yukarılarda bir yerde bana gülümseyen melekler, Goethe’nin Faust’u ile Mefisto’nun bakışlarını üzerimde hissettim. Ve ben yağmurdan kaçan adam; kaçmak yerine hızımı düşürüp, o zeki, baştan çıkarıcı, lanetlenmiş kabul edilen Goethe’nin şeytanı olan Mefisto’ya olmayan şapkamı çıkardım. Kaçmıyorum arkadaş; doğanın yağmuruna, ıslaklığına teslim oluyorum…

Şehir merkezine geldiğimde gün çoktan geceye teslim olmuştu. İnsanlar oldukça hızlı yağan yağmura benim ilk başta yaptığım gibi direniyorlardı. Goethe’nin şeytanı Mefisto ile birlikte ben de onlara gülüyordum. Ey insanlar bırakın kaçışmayı da ıslanın, kirlerinizden arının seslenişini Mefisto ile birlikte şeytanca ve sırıtarak, ıslanarak yaptık.

Işıklar ile dans eden ve şehrimizin nadir fotoğraf çektirilen yerlerinden birisi olan Vilayet önüne geldiğimde; Goethe’nin zeki, düzenbaz şeytanı Mefisto bile beni terk etmişti. Bedenimin baş bölgesinden süzülen yağmur görüşümü engellese de, “Mefisto, düzenbaz adam, ey cani, kurnaz şeytan” diyerek boşu boşuna Mefisto’yı aradım. Sanırım bol asker, bol polisin olduğu Vilayet önü telaşı; tüm kurnazlığına, zekâsına rağmen, Mefisto’yu kaçırmıştı. Belki de yukarıdaki yaşlı çam ağacına tünemiş; katıla katıla gülüyordur. Büyük ihtimalle.
Goethe’nin şeytanı olan Mefisto’dan umudu kesip Vilayeti çapraz geçiş ile kısa yoldan evimin yoluna geçmek isterken; benden daha çok ıslanmış olan polisin seslenişini duydum; “ hop hemşerim, çabuk ol, oradan değil, etraftan dolan.” Islanmış polis ve ortalığın telaşını anlamaya çalıştım. İşte o zaman, tüm ıslaklığımın zekâ katsayımı tepe noktasına çıkardığı anda; bugün bu şehirde bir açılış olduğunu hatırladım. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay’da buradaydı. Ve vilayet önünün polisleri, askerler protokol gereği ıslanıyorlardı. Sizin anlayacağınız; devletin temsilcisi bakanımız Tekirdağ Rakoczi Müzesi açılışı için gelmişti. Unutmamış olsaydım o açılışa, yürekleri dağlayan birlikteliklerin yapıldığı konuşmalara bende tanık olmak istiyordum.

Ah şeytan, ah Mefisto ah! Goethe bu şeytana bu kadar yüz vermeseydi biz insanoğlu; bu kadar unutkan, bu kadar aldanışa, bu kadar protokole inanır, ihtiyaç duyar mıydık?

Vilayetin önü, çevresi polis kaynıyordu. İşinden evine gitmek isteyen ve benim gibi yağmura yakalanmış bir sürü insan; “kültür adına gelmiş kültür bakanımızı” ağırlamak adına; geçici olarak yön değiştiriliyordu. Bu kadar da olacak hani! Bu işler çocuk oyuncağı değil elbet.

İnsan Goethe’nin şeytanı Menfisto ve Faust ile arkadaşlık yapınca neler düşünmüyor ki! Yağmurun ıslaklığının süzülüşlerini ve protokolün geçiş töreni adına uzakça bir yerde kuru bir saçak adlında durdum. Zeki ile Metin Akpınar’ın 1980’li yıllarda oynadıkları oyunu; yasakları hatırladım. Evine gitmek isteyen bir adamın(Zeki) polis tarafından önüne geçilip; “ Dur hemşerim yasak” değişine gülümsedim öylesine…

Yağmur geldiği gibi gitmişti. Kültür Bakanımız da, devleti temsil eden ıslanmış polisimiz, askerimiz de beni tüm gün oyalayan kandıran şeytan Menfisto’da gitmişlerdi. Ve ben ıslanmış polisimizi, askerimizi düşündüm o an. Görevleri devam edecekse, o ıslaklığın korunuşunu, kurumasını nasıl yapacaklar diye acemice düşündüm…

Ve ıslaklığın kültür ile birleştiği, yasak ile bütünleşti bölgeden yapayalnız olarak ayrılıp hiç ıslanmamış gibi yürüdüm gecenin içine doğru.






           Güven

8 yorum:

ege dedi ki...

Bende sizin ıslanışınızı keyfle okudum ve gözlerimin önünde ıslanışınız, bahçedeki çiçek kokularını, toprak kokularını içime çekerek sanki birebir yaşadım sevgili güven..Kelimeleri öylesine uyumlu seçiyorsun ki yaşatıyorsun o anları çok teşekkürler de yani!! Protokol olayına taktım...Eeeekoskoca bakan gelmiş neden herkes askeri polisi seferber olmasın canımmm yanii..
Dostlar alışverişte görsün sen, ben görevliler ıslansın kaç yazar..
Ellerine yüreğine sağlık GÜvencim yeni yaşanmış yazınlarında buluşmak dileği ile sevgiler..

Guven dedi ki...

Selam olsun Egeciğim. Evet ben de öyle yaptım; koskoca bakan gelmiş; iyi ıslanın çocuklar, iyi selam verin dedim.:)) Tabi ki sessizilğin içinden ve Mefisto ile birlikte:)) Goethe'nin bu şeytanı yok mu; insanı baştan çıkarıyor bazen.:)) Yok uygar bir ülkede böyle protokoller mi olur muş? Biz neyle zaman harcarken, gelişmiş devletler neyle mücadele ediyormuş...

Bu kör olası Mefisto insanı baştan çıkırıyor canım. :))

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Halk ıslanmış, görevliler ıslanmış ne yazar Güvenciğim ! Gosgoccaa bakan ıslanmamış çoookk şükkür Rabbime :)))

Guven dedi ki...

Halbuki ıslanmanın keyfi de bir başkadır değil mi Zühreciğim.:)) Ama çok şükür ki bizim bakanlarımız, vekillerimiz ıslanmaktan korkmazlar Evel Allah! Onlar radyo sonlu çay da içerler, Urfa'da kaybolan bir keçinin de hesabını bilirler, tüyü bitmemiş zavallı yetimin de... Severem ben bu kutsanmış güzel soylu canlıları...

Başımızdan eksik olmasınlar. Yeter ki onlar var olsunlar. Dünyanın tüm zırhlı arabalarını, giysilerini onların hizmetine sermeli, hatta hava perdeleri geliştirmeli. Bakanımızın vekilimizin geldiği zamanlarda hava perdesi açılmalı ve bir tek toz zerresi bile içeri girmemeli.:))

Bilirsiniz elin sanatçısının b.. bile önemli olacak da, bizim bakan ve vekilimizin kutsanmış bedeni mi olmayacak!

bilge dedi ki...

içim sızlar yağmurda karda soğuk havalarda büyükkk adamlarımızı karşılamaya gelen minicik masumlarımızı görünce olmamalı böyle bir şey paylaşımınız için teşekkürler sevgi ve dostlukla...

Guven dedi ki...

Ele ele "Milli Bayramların" can sıkıcı akayta tutulmalarına ayrı bir hüzün duyarım ben. İşte bu yüzden,yılda bir kez bizim ülkemizde kutlanan Şafak Törenine tüm yöneticilerin katılmasını isterim. Görsünler bakalım; zekanın, el becerinin, felsefenin, siyasetin birleşimiyle meydana gelen kutlama-tören nasıl oluyor!
Saygılarımla

Arzu dedi ki...

Aaaa ayıp etmişsiniz ama :) Bakan vardır, bir de onlara uzaktan "bakan" vardır. İkincisi biz oluyoruz, yani bildiğiniz sıradan halk. Hani şu teğet geçen krizlerden etkilenmeyen, sadaka kültürüne alışık olmayan, herşeyi hakedene bahşeden bizler !

Bahsettiğiniz duyguların aynısını son Cumhuriyet Bayramı'nda yaşadım. O gün kırmızı cicilerimi giydim, bayrağımı aldım, törene gittim. Aman Allahım, o yapılan konuşmalar, minicik çocuklara zorla okutulan şiirler, ne işe yaradığı anlaşılamayan bir geçit töreni ile, tüm bayram coşkum sıfıra indi. Oysa ben çocuklar gibiydim o gün. Şafak ayinlerine hep gıptayla bakmışımdır, bu adamların herşeyleri, düşünme şekilleri çok çok farklı bizden. Off bunaldım, içim daraldı yine.

Guven dedi ki...

Bazen sıkıştırılmış alışkanlıkları felsefe,sanat,ilim diye yutturmaya çalışırlar ya; inan ki ruhum bedenimi zorluyor ve öyle bir "AHA" ediyorum ki, ben benden öte gidiyorum:))

Bayrakları sallamaya,ulusal bilinci şuurlu bir şekilde algılamaya,anlamaya, yaymaya devam derim; devaaam ...