22 Şubat 2010 Pazartesi

AKIL SATICI

Kamera; Güven - BOZCAADA
Bedenimin yanımda, ruhumun sıkça
adayı turladığı güzel diyarı özlemişem
ben. :))
Taş evleri, taş sokakları, küçük tepeleri, liman
girişindeki yaşlı kaleyi...

Kamera; Güven Bozcaada Kalesi

Unutamadığım güzel, bakımlı kalelerden birisi.
İçindeki genişlik,katmanlar size yerleşmiş
karakter katmanlarını harekete geçiriyor..))
O an ; haylaz bir çocuksunuz siz :))

AKIL SATICI


Sanırım aklın, bilginin en bol olduğu zamanlarda yaşıyoruz. Akıl ve bilgi; internette kıyamet gibi. İnanın dostlar; bilgiden, akıldan sıkılacağım dünyada aklıma gelmezdi. Hani büyük çoğunluğun üye olduğu, dünya çapında face diye bir site var. Bir dakikada binlerce, milyonlarca bilgi-akılın aktığı site. Bilgilerin akışını takip etmeniz mümkünü yok. Bazı bilgilere, videolara yanıp tutuşur ama diğerleri kafanızı o kadar karıştırır ki; yanıp tutuştuğunuz; bilgi ve akla sıra gelmeden uçup gider.

Bilginin aklın kıyamet gibi yığıldığı, yarılmış göklerin yağmuru gibi salındığı bu zamanda; bir Pazar sabahı; bilge ve yaşlı bir adamın sesiyle uyansak ve o yanık sesli bilge yaşlı adamın seslenişine kulak versek; “ Akıl satıcı geldi, hanım, akıl satıcı geldi beyim.” deyişine şaşkın bakışlarla onu fark etsek! Bu kadar çok aklın, bilginin yanında, elindeki söğüt ağacı dalından yapılmış sepetiyle, içi akıl dolu bir adamın sokakta; şiir dinletisi içinde seslenişine ne yapardık acaba.

Yaşlı, bilge akıl satıcıya kaç kişi “buyur gel, bana biraz akıl ver.” derdi. Sanırım yaşlı akıl satıcının tüm akılları elde kalırdı diye düşünüyor olmalısınız. Ama ben böyle düşünmüyorum. Bu kadar bilgi ve aklın bol olduğu, kıyamet gibi yağdığı zamanda; akıl ve bilgi sıkıntısı çeken o kadar çok insan var ki! Artık ilaç sanayi de, doktorlar da, hukukçular da asla ama asla üzülmesin. Çünkü onların işleri asla bitmez. Ne hastalarımız, ne yaşanacak hukuksal olaylarımız azalacaktır bu saatten sonra.

Nasıl ki kıyamet gibi akıl ve bilgi yağıyorsa; kıyamet gibi de, hasta çoğalıyor. İnsan ilişkilerinden, borçlanmalarından, öfkelerinden kaynaklanan olaylar; yatağından fışkırmış yanardağı gibi ortalığı yakıyor.

Yaşlı bilge akılcı adam; en çok hangi akılları satardı ben bunu merak ediyorum. Muhtemelen; en çok sorulan soru; “ Ne olacak bu ülkenin hali” sorusu olacaktır. Kendimizi kurtarmadığımız ve kendimize yetmediğimiz tüm zamanlarda hep merak ettiğimiz; “ Ülke ve ülke insanları “ olmuştur. Nedense tüm yenilikler, ayıplar, utanmalar, sıkılmalar; hep kendi önemsediğimiz ülkemiz, devletimiz içindir. Ama gel gelelim, ülkeyi, toplumu sağlıklı ve güler yüzlü yapacak birey; yani bizler; ÖNEMLİ değilizdir.

Siz önemlisiniz, diyenlere inanmayın sakın. Zaten hoş inansanız da, görünen köy ortada! Bilginin, aklın kıyamet gibi yağdığı bu zamanda; ne hikmetse, eğitimin, öğrenimin, sanatın bu yağışlardan gerekli beslenmeyi yapmadığına tanık oluyoruz. Eğer böyle olmasaydı, aklın ve bilginin harika kıyameti; çoktan gerçek eğitimlere geçmemizi sağlardı. Dershane eğitim altında aldatılan, inletilen çocuklarımıza; acımıyorum bile artık. Onların oyalanacağı, kandırılmışlıklarını hafifleten; internetleri, oyunları, bol argolu sinemaları var. Ve sürekli yarım kalan aslında hiç yaşanmamış aşkları var…

Yaşlı bilge akıl satıcı Arnavut taşlı sokakları gezerken ve “ Akılcı geldi hanım, beyim” derken istenecek diğer akıllardan birisi de; “ Akılca amca, bize çok para ver. Bizi zengin edecek aklı hemen söyle.” diyenler olacaktır.

Uykuyu ve uyuklamayı seven soylu şehrimin asil insanları; ilk zamanlarda beğenmedikleri, demode buldukları yaşlı bilge akıl satıcının para kazandıran akıllarını görünce; bir birlerini çiğner geçerler miydi acaba? Öyle sanıyorum; akıl satan yaşlı bilgenin; sepetini, kolunu, bacağını, üstündeki eşyaları bile; akıl ve zenginlik adına yok ederlerdi. Yaşlı bilge, kutsanır, kutsal bir eşya gibi evlerin başköşesinde tutulurdu. Sanırım her şey zenginliğin soylu düşleri adına yapılırdı. Hiç kimsenin kötü bir niyeti yoktur. Ve sanıyorum ki zenginliği isteyen her kişi, akıl satan yaşlı bilgeye akıl için saldıran her kişi; sadece kendi için değil; insanlık için de zengin olmak isteyecektir.

Fakat zengin olma akılları için yaşlı bilgeye saldırırlarken; yaşlı bilge ; “ Durun kardaşlarım, evlatlarım, zekâsı bol olan tırlatmış halkım; durun biraz” diye seslense onu duyan ve duran olur mu hiç? Olmaz elbet olmaz.

Sarıyer İstanbul yakınlarında Telli Baba diye bir türbe var. Meraktan ve belki bir akıl satın alma isteğinden dolayı bir gün bende girdim o yeraltında olan türbeye. İndiğim her basamak, ne kutsal bir havayı, ne de bilgiyi getiriyordu bana. Ama merak bu ya; ben de diğer inen, üstü başı şık beyler hanımlar gibi indim türbenin bulunduğu küçük mekâna.

Telli Baba türbesi; tam bir ticarethane gibi işliyordu. Girişteki küçük oda; paraların güya gönülden bırakıldığı yerdi. Öyle ya; Telli Baba, durduk yerde akıl verip, evlenemeyen kızları, işi olmayan ve para kazanmak isteyen işsizleri ihya ediyormuş.

Telli Baba’nın türbesinin bulunduğu odaya geçtiğimde şaşkına döndüm. Genç kızların yanında, oldukça bakımlı şık anneler; bir ellerinde makas; Telli Baba’nın kolunu, kanadını keser gibi üzerinde bulunan duvaktan, örtüden parça kesiyorlar.

Telli Baba’nın türbe bekçisine sordum; “ Ne iştir bu amca?” O da cevap verdi; “ Evladım, sadece duvağı kesseler sorun yok. Buraya örtü yetiştiremiyorum.” dedi.

Fakat Telli Baba’nın bekçisinin kasa niyetine kullandığı bağış sandığına baktığımda, örtü ve duvak almaktan çok öte kazancı olduğunu gördüm. İçim rahatladı. Adamcağız aç kalırdı sonra.

Sanırım, medet umanların, bekâr ve işsiz kalanların duymak isteyeceği somut hiçbir akıl olamaz bu ülkede. Biz ne ararsak; hep soyutta arıyoruz. Tekel işçilerinin, eczacıların isteklerini bile salya saçan ağızlarla karşılayıp, karın ağrıları çekmedik mi? Acımaları, merhamet edişleri hep ne hikmetse sıcacık evlerimizden yapmıyor muyuz?

Hani, bunca aklın, bilginin aktığı ve teknolojinin tırlattığı bu anda; sivil dernekler, vakıflar, aristokrasi, bilge ve bilgili cahiller; hani neredesiniz?

Şimdi bu akıl kıyametinde, bilgi bombardımanında gel de koca Kanuniyi hatırlama; “ Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.Olmaya cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Güven

8 yorum:

Selma Er dedi ki...

yazınız çok güzel,anlamlı ve düşündürücü..aynen katılıyorum..geçmişte de ne bilgeler,kimler ne akıllar verdi.ders alınacak sözler söyledi..konfiçyus'lar,sokrates'ler,aristo'lar,mevlana'lar,kimler kimler..ama ne yazık ki,biz insanların bir kulağından girdi,diğerinden çıktı..çünkü herkes her zaman kendi aklını beğendi..herkes kendini düşündü..bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedi..birlik olmadı..3 maymunu oynadı..sonuç ortada..şimdi bazıları sanatçılardan medet umuyor..onlar da toplumsal görevlerini daha başka yollarla yapsalar,davete icabet etmeselerdi ne olurdu..artık her gün yaratılan değişik ve karmaşık gündemlerden,hepimizin başı döndü..birazcık aklımız,fikrimiz kaldıysa ,o da başımızdan hepten gidecek,hiçbir akıl hocası çare bulamayacak diye korkuyorum..

Guven dedi ki...

Doğru söze ne denir Selmacığım. Hani bazen düşünmüyor değilim; uygar olmak yerine ilkel olup, kuytu bir mağaraya çekilsem daha iyi mi olur diye :))

Belli ki bu süreç işleyecek doğanın güzel insanı kendi katlimlarını devasa bir şekilde yapıp ondan sonra durulacak. Tabi ki bir süreliğine...

Saygılarımla

ege dedi ki...

Sevgili Güven..Öyle bir yazıya imza atmışın ki tam bam telinden yakalamışın..Ben biraz mizahi bakarak güldüm. Akıl satıcısı geldi hanımmm çok hoştu..Ve ben eminim ki çok insan o satılan akılları alır her kesin göreceği bir yere koyar, ama onu kullanmak için. Zahmet edipte açmaz bile. Bu tabi bazıları ama bence çoğunlukta olan bir kesim için geçerli..Örnek..Çok aile gördüm moda, kitapla, ansiklopediler, dergiler alıp salonun görünür yerinde kitaplık yaptıklarını. Misafir geleceği zaman yabancı kaynaklı dergileri sehpalara gelişi güzel bırakarak okuyormuş havası verdiklerini gördüm..Hayretle gözlerim açılarak baktım olanlara..Satılan akıllarıda alır aynı havayı verirler..Çok acı ki cahiller kadar fakülte mezunu , hatta, hatta, yurt dışında eğitim almış bayanların türbelere, ayazmala, gidip mum yaktıklarına şahit oldum. Ve ben inancıma ters olduğu için kendimle o kültürlü geçinenler arasında bir içsel çekişme yaşadım..Sabahın beşinde kalkıp ayazmaya mum yakmaya giden bayan iş yerine gelip bu tür şeyler hurafedir cahil milletiz dediklerini hemde gözlerimin içine bakarak kendince bir ayrıcalık yarattıklarını gördüm..Ben yüksek tahsil yapamadım, bunun ezikliğini yaşarken ya eğitimli bu kişilerin yaptıklarına ne dersin sevgili Güven.. Bunu ben bire, bir yaşadım canlı şahidim..Demek istediğim o ki, yaşlı bilgenin akılları elinde kalmaz, ama alınıp salonların hiç açılmamış kitap raflarını süsler..
Kutluyorum harika bir yazıydı çok etkilendim.Paylaştığın için teşekkür ederim sevgiler sana..

Guven dedi ki...

Egeceği, "aydın" sözcüğü, "aydın" olma tam manası ile hiçbir zaman tatmin etmedi beni. Çünkü, içi doldurulamayan, pratik yaşamda etarfını,uzakları aydınlatmayan bir canlı; olsa olsa; kendi lambasını yakmış, sefasını sürüyordur.:))

Elbette bencil ve sefa sürenlere lafım yoktur. Ama bir misyon üstlendiğini sanıyor ve onun tanıtımını yapıyorsan; onun harika ödenesi bedelleri vardır. Bir kere bedeni sürekli beslemelisin. Bin yıl yaşıyorsan; bin yıl beslenmek zorundasın. Beslenesin ki, enerjini sese, düşünceye, formüle, felsefeye,yardıma, ışığıa dönüştürmen zor olmasın!

Ve ben; kendimi hiçbir zaman bu yolun "aydın" yolculu görmedim. Biliyorum ki, bana lazım olan 200 yıl, ölümlü bedenimin,irademin gerçek şuura erişmesi adına ulaşamayacağım uzaklıktadır. Zaman zaman yaktığım çoban ateşleri ile uzakta, yolunu kaybetmişlere o anlık bir kurtuluş ümidi veriyordur. Ben bu ateşlerin varlığına bile sevinirim...

Sevgilerimle Egeceğim.

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Güvenciğim yazılarını sakin kafayla okuyacağım.
Hayırlı kandiller dilerim.Tüm dualarımızın kabul olması dileğiyle canım arkadaşım.

Guven dedi ki...

Sevgiler Zühreciğim.

Hamiyet dedi ki...

Merhaba öncelikle yazınız çok etkileyici ellerinize sağlık. Günümüzün ve geleceğimizin içler acısı durumunu akıtıvermişsiniz kaleminizden sayfalara...

Ve Bozcaada hakkında tek bir şey söylemek istiyorum huzurun kana kana yudumlanabildiği nadide yerlerden birisi.

Keşke o çiçeklerle bezeli evlerinide karelerinize alsaydınız veya aldıysanız paylaşsaydınız zira o güzelim evlerin pencerlerinden sarkan kapılarının önünden taşan çiçekler insanın içine sıcacık bir şeyler akıtıyor.

Blogunuzdaki yazılarda, resimlerde çok güzel.
Hayırlı akşamlar diliyorum.

Guven dedi ki...

"insanın içine sıcacık bir şeyler akıyor." bu güzel anlatıya; ne denir? İçim de hücreler ölürken, yeniden hücreler doğuyor. Bunları önemsiyor ve duyumsuyorum ben... :))

Hoşgelmişsen sen