2 Ocak 2010 Cumartesi

BURUK MEZARLIKLAR


Posted by Picasa
Kamera; Güven Polonezköy-Ludwik Pansiyon

Gece yağmur damlacıkları ve soğuk ile
test ediyor insan bedenini. Elbette dumanı
tüten Ludwik Pansiyon iyi bir sığınma
yeri ama insan bedeni rüzgar,yağmur ve
soğuk ile de sınamadan geçirmeli :))


Kamera; Güven İda(Kaz)Dağları
Özlemek,tutkuya dönüşmüşse işiniz
nafile demektir.:))
BURUK MEZARLIKLAR


Ölümlü olan insan; ölümsüzlüğünün son bulduğu yerlerden birisi de mezarlıklardır. Hani hüzünleri, özlemleri, nefretleri bıraktığımız yerler…

Mezarlıklar birçoğumuza farklı şeyler anlatır. Ama büyük çoğunluğumuza sükût içinde geçecek bir yaşamın duyurusunu yapar. Sessizliğe gömülmüş bedenler, toprak ve servi ağaçları ile bütünleşmiş ebedi yolculuğun sevinci içinde gürültü ve şamatadan uzaktırlar. Ve bizde gönüllü gitmekten çok zorunlu gittiğimiz mezarlıklarda aynı sükûtu bulma ve anlama gayretinin sessiz saygısını yaparız.

Toprak önce açılır ve sonra tekrar içine almış olduğu beden ile birlikte sonsuzluğa giden döngünün kapanışını yapar. Hiçbir canlının kaçamayacağın dönüşüm; toprak ile buluştuğu anda kendi yolculuğuna çıkmış olur.

Mezarlıklarda en dikkat çekici görüntü; büyük toprak kümeleri ve mezar taşlarının hemen yanı başındaki servi ağaçlarıdır. Servi ağaçlarına gelmiş kuşlar bile mezarlığın sessiz havası içinde kendilerine has törensi bir cıvıltı içindedirler. Fakat ne hazindir ki ölümden korkan bizler, ölümlü bedenin son yolculuğuna geldiği yeri bir türlü temiz ve bakımlı tutmayız. Tam bir ibretsel görüntünün resmini oluşturur bizim mezarlıklarımız. Sanki sükûtun, huzurun ve dönüşümün en soylu yeri değil de; korkunun, yılanın, cihanın, kötülüklerin saklandığı ve yaşadığı yer gibi öylesine kendi haline bırakırız. Sanırız ki sessizliğe gömülmüş bedenler titiz ve nazik değildir. Hâlbuki yaşamın her yerinde bakım, nezaket, görsellik insan ruhuna hizmet eder…

Birçok mezar, mezarlık gördüm. Ne hikmetse mezar ve mezarlık kültürünün tam bir burukluk içinde bırakıldığına tanıklık yaptım. Uğurladığımız bedeni teslim ettiğimiz evinde saygı ve sevgi ile bırakmak yerine, adeta kaçar vaziyette ve korkmuş, ürkmüş olarak uzaklaşırız. Belli ki yaşarken yüzleşemediğimiz eksiklerimiz, ciddiyetsizliğimiz, ölmüş bedenlerin bulunduğu yerde bile yüzleşme kararlılığına giremeyiz.
Bu dünyanın son yolculuğunun buluşma noktası olan mezarlıklar; Bir daha uğranmayacak bir şekilde bırakılmış veya zoraki mimariler ile devasa taşların korkulu şatolarına dönüşmüş durumdadır. Tek başına gireceğiniz mezarlık; size sükûtun huzurunu ve maneviyatını vereceği yerde, korkunun, cehaletin ve şaşkın bir gösterişin kâbusunu yaşatır. Mezar aralarında kaybolmuşluğun kendini bulmasını yaşamak yerine, korkunun defedilmesi telaşını yaşarsınız. Bazen bir kuş ötüşü, bazen de rüzgârın hani seslenişi ürkütür sizi; mimarinin, estetiğin, düzenin olmadığı mezar taşların göğe yükseldiği yerde.

Son bir insani görev kabul edilen defin işi mezarlık ile bütünleşiyorsa ve ölümlü bedenin bizlerden hiçbir maddi talebi olmuyorsa; bizim mezarlıklar ile barışık olmayışımızın cehaleti neden bir türlü eğitime, öğrenime dönüşemez. Her türlü bilgiçliğin, kurnazlığın dolaştığı diyarlarda; mezar ve mezarlığın gösteriş yeri değil de, harika bir dinlence, kendini bulma ve yaşam ile ölüm arasında bir köprü olma farkında lığını niye yapamayız?

Mezarlıklar şehirlerimizin kopyası haline gelmiş durumda. Nasıl ki canlı cenazeye dönüşmüşse yaşam alanı olan şehirlerimiz, mezarlıklarımız da öyle garip haller tablolarına dönüşmüş durumda. Hiç mi istisnası yoktur? Elbette vardır. Gelibolu şehit mezarlıklarımız eskiye göre çok daha iyi durumdadır. Orada savaşmış düşman askerlerinin gelmiş oldukları son yolculuğun mezarlıkları bizleri öyle utandırmış ki, sonunda bizler de ölmüş ve kahraman ilan edilmiş bedenlere; kısmen de olsa vefa borcunu ödemiş durumdayız.

Hangi köye ait oluğunu bilmiyorum ama Malkara Tekirdağ arasında yıllar önce bir mola anında, yakın olan mezarlığa girmiştim. Belli ki bir köy mezarlığı! Hemen asfalt yolun kıyıcığında küçük bir havlu ile çevrilmiş ve çam ağaçları gölgesinde ebedi bir sessizliğe gömülmüş 30-40 mezar; kendi estetik görünüşünü oluşturmuştu. Otları, çalıları temizlenmiş, mezar taşları alçak tutulmuş. Korkutuculuktan uzak temiz ve bakımlı bir mezarlıktı. Mezarlar arasındaki genişlik rahat bir nefes almanıza ve mezardan mezara bakarken; ölüm ile yaşam arasındaki köprüye saygı duymanıza neden oluyor. Ve ben de küçük mezarlığa saygı duyarak yaklaştım. Mezarlar arasında gezindim öylesine korkmadan ve huzur içinde. Rüzgârın türküsü çam ağalarının mağrur sallanışı ve yapraklarının çıkardığı ses ile şarkıya dönüşüyordu.

Küçük mezarlığın havlusu ve kapısı kocaman olmaktan uzak, derli-toplu ve huzurlu bir gösteri yapıyordu. Tam mezarlığın ortasında biraz daha yaşlı çam ağaçlarının altında tahtadan yapılmış oturaklar vardı. Ölmüş bedenlerin sükûn bulduğu mezarlara gelmiş olan diri bedenlerin oturakları, oturmuş olan insanı düşündürüyor, kendi felsefesini sorgulama şansı veriyordu.

İstanbul’un büyük mezarlıklarını da gezdim. Kanlıca Mezarlığı, Eyüp Mezarlığı, Aşiyan Mezarlığı gibi… Gördüm ki, şehirlerimizi oluşturan fakirlik ile zenginliğin curcunası aynı oralarda da devam ediyor. Gösterişli ve büyük mezarlar, sıkışık ve iç içe geçmiş bir halde korkunun garip görüntüsünü veriyorlardı. Neredeyse bir eve dönüşmüş yüksek mezarlar var. Yanından geçerken kaybolduğunuz o ölümlü diyarın huzurunu bulacağınız yerde, kendi kişisel korkunuzu oluşturduğunuz pahalı mezarların da, huzura açılan bir kapı olmadığına tanıklık yaptım.

Bir belgeselde Avrupalı bir şehrin mezarlığını görünce gidesin, göresin geldi. Mimari estetik bir görüntüyü belli bir düzen-nizam içinde oluşturmuş. Mezarlık korkunç bir huzur yayıyordu. Neredeyse ürkütücü güzellikte manzara vardı. Toprak yığınları, beton kargaşası yerine tertemiz ve belli bir düzene uydurulmuş mezarlık; gerçek bir ölümsüzlüğün müjdesini veriyor gibiydi.

Mezarlıklar korkulan, kaçılan ve gösteriş yapılan yerler değildir. Mezarlıklar sevginin, vefanın, estetiğin, mimarinin ve insanın kendi ile buluştuğu yerlerdir. Bir gün sokak ve caddelerimizi, evlerimizi mimarinin estetiği ile buluşturduğumuzda, yaşam ile ölümün de buluşmasının keyifli sessizliğini mezarlıklarımızda da yaparız; bir gün…

Güven










10 yorum:

bilge dedi ki...

cok güzel bir konuya değinmişsiniz .bizde mezarlıklar ya cok bakımsızdır veya abartılı bir şekildedir ..sevgilerimle...

Guven dedi ki...

Harika bir köprü olabilecek yerleri ya abartının ürkütücü yeri yapmış; ya da ilgisizliğin korkulan yerleri haline getirmişiz. Bazen düşünür düşünür bir türlü bana verilen ömür zamanı içinde yetmeyecek eksik olan parçayı ararım.:))

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Güvenciğim,çok önemli bir konuya değinmişsin.İstanbul'daki Edirnekapı Mezarlığı'na gittin mi hiç bilmiyorum.Yıllardır mezarlığa giriş kapısı yok.Metro inşaatı ile başlayan curcuna hala devam ediyor.İnsanlar mezarlığa girebilmek için yağmur çamurda duvarlardan binbir güçlükle atlayıp yakınlarının mezarlarına ulaşmaya çalışıyorlar.Tam bir keşmekeş.Kayınpederim ebedi istirahatini orada gerçekleştiriyor. Kayınvalidem bu güçlükler sebebiyle yıllardır ziyaretini gerçekleştiremiyor. Mezarlıklar Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi bu duruma sadece bakmakla yetiniyor. İş müslümanlık şovenistliğine gelince mangalda kül bırakmazlar ama mangalı da başlarında taşırlar. Filmlerdeki yabancı mezarlıklarını görünce imrenmiyor değilim.Neden müslüman alemi insanlık,erdemlik ve medeni olma devinimini tamamlayamadı hala diye düşünüyor düşünüyor kendimce bir cevap bulamıyor,üzülüyor,utanıyorum.

Zeynep dedi ki...

Ve bütün bu ürkütücülüğüne rağmen yakınlarınızı ziyaret için gittiğinizde, sizin özenle hazırladığınız kişisel olarak bakımını yaptığınız mezar taşlarının yerinde olmadığını görüyorsunuz, getirdiğiniz çiçekleri bile olduğu gibi bırakamıyor, hiç değilse bir kaç gün eşlik edebilmesi için çiçekleri saplarından ayırmanız gerektiğini bilecek kadar tecrübe ediniyorsunuz.
Sevgili Güven anlatın ile çok orantılı değil ama, insanın içindeki kötülüğün fasılası yok ne yazık ki..

Guven dedi ki...

Sevgili Zeynep, 3 bin yıl öncede tartışılan hep"iyi insan" dı. Aranası iyi insan; iyiliğin sanatı yerine, kurnazlığın yükselişi ile beslendi mi; daha 3 bin yıl bekleriz derim. :))

Sevgilerimle

Guven dedi ki...

Çok üzgünüm Zühreciğim; bu konuda çok üzgünüm. Aslında bu yalan ve kandırmacalardan korkmuyor değilim. Hem de öyle bir tırsıyorum ki; sırf bu korkutucu kurnaz efendilerin oyunları karşısında var olabilmek adına çocukça kalmaya çalışıyorum. Büyük ve büyümüş duygular ile öfkenin kurbanı olurum diye korkarım..))

ege dedi ki...

Merhaba GÜVEN..Yazına hayran oldum
kutlarım sadece dediğiniz kadarmı mezarlıkların hali, istanbul kocasinan mezarlığının yollarını da mezar yaptılar ziyarete gittiğimizde geçecek yer bulamıyoruz tavşan gibi boş yerlerden atlıyarak gitmemiz gerekiyor.Yorumda çok şikayet dilekcesi gibi oldu ama malesef durum bu bloğunuza hayran oldum. Ellerinize emeğinize sağlık. Keşke bu yazıyı ilgili mercilere ya da gazetelerde yayınlansa çok güzel olurdu çok teşekkür ederim ziyaretiniz için sevgiyle kalınız selamlar..

Guven dedi ki...

Hoş geldiniz efendim. Biz yazmaya ve dünyevi huzuru veren doğrularda buluşmaya devam edeceğiz. Kötülük kendi oyunbozanlığını da yapmay devam edecek.:))

Bir iyilik, iki kötülük öne geçecek. Sözüm odur ki; insan istediği için iyi veya kötü oluyrsa, tabiat ve insanlık ile barışık yaşıyorsa; gıpta ile bakılmalı derim. İyinin gidişine de, kötünün iyiliğe hizmet edişine de:))

nihansum dedi ki...

Güzel ama içimi biraz ürperten bir yazıydı bu. İnsan yaşarken nedense hiç ölmeyeceğini o mezarlıklara hiç ait olmayacağını düşünüyor nedense. Tesbitleriniz çok yerinde, insan inanın gitmek istemiyor çoğunlukla.

Guven dedi ki...

Doğrusu yazıyı kaleme alırken ve ölüm ile ortaklık yapan mezarlıkları irdelerken ben de ürpermenin törpülenmesini tam manası ile yapmış sayılmam..)) Ama anteremanlara başlamış, yaşarken yaşamı anlayıp, hızla akan zaman saatinin sonunda da kocaman bir uygunun olabileceğinin acı gerçeğini abire törpülüyorum.)) Olacak gibi:))