18 Kasım 2009 Çarşamba

FESLEĞEN KOKULU SEVDALAR

Yaz geçti, son bahar geçmek üzere. Yaz çiçeği olan fesleğenler de dökülmeye, sararmaya başladı. Yeşil yaprakların beyaz çiçekleri koku yayarlar bulundukları yerlere. Güzel ve hoş kokularını; iç çekişlerde almak isteriz bedenlerimize. Fesleğenler geçmişin uzun, vefalı ve şefkatli dostluklarını taşırlar. Ninelerimiz de, annelerimiz de sevmiş, evlerinde fesleğen büyütmüşlerdi. Belki de ninelerimizin anneleri, büyük anneleri de fesleğenleri büyütüp yaz sıcağında sulamışlar, yaz akşamında kokmuşlar içlerine hapsettikleri güzel sevdaları fesleğenlerle paylaşmışlardır…

Çoğumuzun evinde öteden beri büyüyüp yeşeren ve sonra tekrar solup yapraklarını döken fesleğen çiçekleri vardır. Kolay yetişirler. Toprağı ayırt etmezler, dökülecek bir yudum suya, minnet gösterip bereketli tarlalar gibi koku çiçeklerini serpiştirirler. Yeşil ve beyazın uyumlu dansı, rüzgâr estikçe büyülü kokuları yayılır sade, mütevazı mekânlarımıza.

Küçük saksılarda yetişen fesleğen çiçekleri günü soludukları yaz aylarında geceyi içerirde, yanı başımızda geçirmek isterler. Gün yalnız da geçebilir ama gece; yalnız geçirilmek istenmez. Fesleğen çiçekleri hafiften okşanmak isterler. Nazik ve temiz ellerin parmak uçları değdiğinde fesleğenlere; bir annenin bağrını açıp aç olan çocuğuna süt vermesi gibi çiçek kokularını verirler bize. Susamış bir insanın bir yudum suyu içtiği gibi, alışılmış bol olan kokuları, kıtlıktan çıkmışçasına su içer gibi içeriz içe doğru.

Bir ananın bağrından ak sütler akar, bir çocuğu daha insanlığın insan olma yolculuğuna hazırlarken, fesleğenler de bir avuç toprağın bin bağrına eşit koku salarlar, insanlığın insan olma yolculuğundaki canlılarına. Bir avuç toprağa bin avuç koku; adil olmasa da, doğanın adalet anlayışı hep böyle olmuş, böyle anlatılmak istenmiştir biz soylu çokbilmiş canlılara.

Fesleğenler yaz ve son bahar geçişini kış soluşlarıyla yapsalar da, kurumuş bedenlerinde küçük bir soluk saklarlar tekrar ve tekrar; soludukları, bir avuç toprağın bir yudum suya kavuştuğu yerlerde; bin bedene bir avuç koku versinler diye! Kaç sevda fesleğen kokularında, yeşil ve beyazında tekrar gelir; boynu bükük bıraktığı sevdaya! Sorarım kaç bedenin soylu insanı; bir avuç toprağın, bir yudum suyu ile yeşeren fesleğenine kafa tutabilir bu yolun kararlı yolculuğunda?

Elbette fesleğen kokuları içinde, fesleğen vefasını taşıyan sevdalar da yeşermiş, bir ömre sığmış yeşilin, beyazın, pembenin, siyahın geçiş töreninde; ASİ bir bedenin vefalı kaçışlarını yapmamıştır. Vardır böyle bedenler; fesleğenler gibi yeşerir, bir avuç toprağın, bir yudum suyun bulunduğu küçük saksılarda yeşerir gibi yeşerirler sahip olduğu ömürlerin küçük kulübelerinde.

Parmakla gösterilip, parmakla sayılacak fesleğen kokulu sevdalar; iğne ucuyla işlenen çeyizler gibi nuru, kokuyu taşırlar bin bir vefalı bekleyişlerde. Değişimin özgürlüğü açılan pervazsız özgürlükleri onların tercihleri değildir. Beklemeleri beceriksiz bir hapsolmuşluğun bekleyişi de değildir. Bedenlerin adanmışlığı, fesleğen adanmışlığı gibidir. Bir avuç toprağın küçük bir saksı içinde; yıllara varan yeşil ve beyaz yeşermişliğini yaparlar. Şikâyet yerine, güzellik sunarlar.

Aziz bir dostun anlatımı gerçek bir hikâye keyfi içinde sımsıcak saklanır beden saksımda. Nice zamandır, fesleğenler gibi yeşerir, beyaz çiçeklerinde buğulu bir koku salgılarlar ve güz sonrası uykuya dalmak için sararmış kurumuş rolünü yaparlar; bende olan köklü bedenlerinde.

Tekin Bey ile Seher Hanımın yaşanmış fesleğen kokulu, fesleğen yeşili, beyazı olan sevdaları küçük bir anlatım sıcaklığında ısıtır bedenimi. Türkiye’nin birçok yerini gezmiş Tekin Bey ile Seher Hanım, fesleğen kokuları içinde nice bahar, yaz, kış geçirmişler. Ölümlü bedenlerin ölümsüz devredişlerinde Nezihe Figen ve Tülin isimli iki güzel kız getirmişler dünyaya. Fesleğen kokularında, fesleğen sever gibi sevmişler, fesleğen koklar gibi koklamışlar güzel kızlarını.

Bir gün hayatlarının fesleğen hayatı gibi güzel yaklaştığı zamanlarda, Tekin Bey ile Seher Hanım Şehri Tekirdağ’ımıza gelmişler. Aziz dostum, Aziz Bey’in evlerinde misafir olmuşlar. Dost Aziz ve Emine Hanım, fesleğen kokulu güz zamanında, fesleğenler gibi telaşa kapılıp güzün son yeşilini, beyazını, kokusunu veriyor gibi; misafir ağırlamak istemişler. Aziz Bey’de, Emine Hanım’da heyecanı heyecan üstüne bindirip, Tekin Bey ile Seher Hanım’ı daha başka nasıl ve hangi şekilde ağırlar mutlu ederiz yarışına kapılmışlar.

Aziz Bey Marmara ile yeşil tepelerin yeşil çam ağaçlarının buluştuğu lokantaya getirmek istemiş kırk yılda bir gelen misafirlerini. Esmer tenli Tekin Bey ile kahve gözlü Seher Hanım;
“ siz bilirsiniz evladım. Nasıl isterseniz öyle olsun.” demişler.

Bir gön önce yağan yağmur gitmiş tıpkı her yıl açan fesleğenler gibi açmış olan güneş gelmiş. Güneşli günün akşamüstü Aziz Bey ile Emine Hanım baş üstü kabul ettikleri misafirleri ile yola koyulmuşlar. Bazen ne kadar çok titiz davranırsak davranalım, günün kendi güzel sürprizleri olur. Gelecekleri lokantaya az kalmış olmasına rağmen akşamdan yağan yağmur, toprak olan yolu çamur deryasına çevirmiş. O gün için yol bitmiş. Ön tarafta bulunan Aziz Bey ile Emine Hanım, düştükleri durumdan kurtulmak ister gibi, beden sıkkınlığı geçirir, misafirleri olan Tekin Bey ile Seher Hanım’a durumu nasıl izah edeceklerini düşünürlerken; arabanın arka koltuğunda oturan Tekin Bey ile Seher Hanım, paçalarını sıvayıp, araçtan aşağıya inmişler. Bulundukları tepeden Marmara Denizine, maviliğin beyaz ile kesiştiği ufka kadar bakıp;
“haydi, hanım, gün bizim günümüz, zaman bizim zamanımız.” deyip, onların fesleğen kokulu sevdalarının sürprizini yapmışlar.

Paçalarını sıvayan Seher Hanım ile Tekin Bey, çamurdan gidemeyen aracın yanından gidecekleri yere doğru ilerlemeye başlamışlar. Tekin Bey, Seher Hanım’ın ince narin elini tutmuş ve “ bir şarkısın sen bir ömür boyu sürecek.” nağmeleri eşliğinde, fesleğenlerin kış uykusuna girmeye hazırlandığı zamanlarda, şarkı eşliğinde ilerlemişler.

Aynı fesleğen kokularını, vefasını, sevdasını taşıyan Aziz Bey ile Emine Hanım; bir kez daha doğmuş, bir kez daha fesleğenler gibi yeşile, beyaza, şarkıya, şiire, sevdaya dönüşmüşler… Gözler buğulanmış, kalp bir kez daha duygu üretmiş, milyar kez ürettiği gibi…

Güven


***********





Hiç yorum yok: